• Deniz Günaydın

Kurumsal Şirketlerde Odaklanma ve Çeviklik Neden Zor? Babam Fayman İnce’den Neleri İlham Alabiliriz?


Sevgili Babam Fayman İnce hayatının aşkını mesleğine dönüştürebilen ender insanlardan biri. Babam için otomobil bir tutku. Ve bu tutkusu aynı zamanda mesleği. Küçüklükten beri ne zaman gece kalksam, onun mühendislik hesaplarıyla, kalın teknik kitaplarıyla, sadece cetvel-kağıt-kalemden olan çizimleriyle baş başa gördüm. Nedeni de sadece mesleği olmasından dolayı değil, aynı zamanda hobisi olmasından kaynaklıydı.


Babam Türkiye'de motor sporları camiasında sadece pilotluğu ile değil, aynı zamanda mekanik bilgisi ve ustalığı ile bilinen isimlerden biri. 1975 yılında ehliyeti alır almaz, profesyonel pilotluk belgesini de alarak Türkiye'de ve çevre coğrafyalardaki rallilere katılmış, katılırken de bu ralli araçlarını yarışlara hazırlamış.


Uzun yıllar önlerindeki en büyük engel de yurt dışından yarış parçası ithal etmekmiş. İnternet yok; sadece Türkiye'de olan ve belli başlı kitap evlerinde satılan katalog ve dergiler var. Hangi parça nerede en iyi şekilde üretiliyoru bulmak bir mesele, ama en büyük mesele parasından da öte, ülkeye getirmek için beklenen süre... Bu engeller babamın hobisinde ilerlemesi için büyük bir fırsata dönüşmüş. Ama nasıl?


Parçaların çizimleri, birbirleri arasındaki ilişkiler ve etkiler, malzeme bilgisi, fizik kuralları vb. derken pek çok teorik bilgiyi uygulayarak Türkiye'deki imalatçılarda ürettirmeye başlamış. Sebep ticari kaygı değil; bir sonraki yarışa en iyi şekilde hazır olabilmek. :)


Mesleğine ve hobisine duyduğu aşk, onu kendi alanında icatlar çıkaran, otomobillere dair en zor problemleri çözen bir insan haline getirdi.


Sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Mekatronik Bölümüne uzun yıllar danışmanlık yaptı. Elektrik motorlu minibüs, insansız araç gibi projelerin çıkarılması için mühendis ekiplerle ve akademisyenlerle çalıştı.


Çalışırken de onun en önemli yeteneklerinden biri karmaşık bilgi birikimi içinde zihninde probleme / hedefe odaklanarak onun için yalın bir yol çizebilmek, ihtiyacı olan bilgi / insan / kaynakları belirlemek, sadece yolda odaklanmak ve çok hızlıca planlanan işlerin hayata geçirilmesini sağlamak.


Ama sanırım en can alıcı noktası şu:

Gereksiz toplantı, görüşme yapmamak, mümkün mertebe ekiplerin toplantı yapmaktan ziyade iş yapmasını sağlamak. Ekiplerin üzerinde birlikte çalışacağı konuları net belirleyip, bir araya gelindiğinde sadece işi konuşmak üzerine değil, işi birlikte yaparken insanları bir araya getireceği ortamları yaratmak. Ayırca toplantı notu, kaydı vb. şeyleri de oldukça yalın, kısa, öz şekilde kısıtlamak. Eğer gerek yoksa da, hiç tutmamak. Yani çalışma biçimi toplantısız ve angaryasız iş yapma kültürü üzerine kurulu.


Ben ki sürekli hayatımda toplantı notları yazmış biri olarak, şaşırıyordum. Fakat sonra anladım ki; ortamda güven inşa edildiği ve sadece işi oldurma ve yapma konusunda bir araya geldiğinde her şeyi kayıt altına almanıza gerek yok. Çünkü ona harcayacağınız zamanı gerçek işi bitirmek için değerlendirebilirsiniz.


Babamın şirketinde çalışan insanlar sadece işleriyle ve işlerinde ustalaşmakla meşguldü. Babam onlara işin üstünde konuşurken kendi bilgi ve gözlemlerini aktarırdı - yani güncel dilimizle mentorluk yapardı - sonra onları işlerle baş başa bırakırdı - yani hem işleri delege eder, hem de onları tam yetkilendirirdi. Hatalar da olurdu, ama öyle bir güven ortamı inşa edilmişti ki, herkes sadece işindeki üretkenlikten ve ustalaşmaktan o kadar haz duyuyordu ki, aynı hataları kimse tekrarlamıyordu. Babamın onları ekstra motive etmesi gerekmiyordu, herkesin kendi motivasyonunu kendi içinde bulduğu bir sistem yaratmıştı. Çünkü kendisi de hayatta böyle motive oluyordu. Liderleri şirket içinde çokladı. Babam kendi işini kapattıktan sonra tüm çalışanları kendi alanlarında Türkiye’nin en iyileri olarak yetişti, kimileri daha büyük şirketlerde yönetici oldu, kimileri kendi şirketlerini açtı. Hala hepsiyle görüşüyorlar. Tek kusuru biraz ukala olmasıydı :) ama ukalalığında da haklılık payı vardı çünkü sürekli kendi bilgisini geliştirmek için okuyordu, öğreniyor ve bu bilgileri işinde kullanıyordu. Hala kullanıyor.


Şu anda Savunma Sanayinde çalışıyor. 64 yaşından sonra Beyaz Yakalı oldu. :) Savunma sektörüne özel üretilen bir araç projesi üzerinde çalışan bir şirketin Üretim ve Arge’sinin başında yönetici olarak görevini icra ediyor. Bazen sohbet ediyoruz, "Nasıl gidiyor işler?" diye... Bir tanesinde beni hayrete düşürdü!


Çoğu dev şirketin 1-2 senede kat edeceği yolu, 3 ayda bitirdiler. Üstelik fazla kalıp maliyeti çıkarmadan üretime geçecek şekilde. Bir de diyor ki, “Projenin tüm çizimlerini aslında 2 ayda bitirdik. Ondan önceki 1 ay Catia programı eğitimi aldıkları için 3 ay sürdü.”

Babamla ilgili en can alıcı ama en komik yanı kurumsal hayatın bazı adetlerine olan serzenişleri…


“Tedarikçi tutturmuş Zoom toplantısı yapalım, Zoom toplantısı yapalım… Yapıyoruz da ne oluyor? İstediğimiz şey belli, teknik kapsam belli, 2 kere detaylı bilgi verdik; yazlı ve sözlü aktardık; alt tarafı teklifi ve tedarik sürecini anlatacaklar… 10 kere Zoom toplantısı yaptık, telefonla 5 - 10 dk konuşulacak şeyler için sürekli bir saatimiz isteniyor. Böyle iş yürümez ki! Ben bu kurumsal hayatı anlamadım. Sahi kızım; sen neyin danışmanlığı yapıyorsun? Kurumsal şirketler iş yapmamak için mi çalışıyor?”


Babam haklı. Bununla beraber kurumsal hayatlarda oluşan bazı inanç ve alışkanlık kalıplarını kırmak; yani iş yapış kültürünü dönüştürmek bir hayli zor. Nedenlerine gelince:

  • Otomatik pilota bağlanmış vaziyette yaşıyoruz. Ezberden düşünüyor, konuşuyor ve eyleme geçiyoruz. Sorgulamıyoruz. Sorgulayanları da pek sevmiyoruz.

  • Niyetlerimiz ve değerlerimiz çoğu zaman tanımlı veya şeffaf değil. Tanımlı olsa da onların neden varolduğuna dair bir bilinç yok. Halbuki değerler, bir olayla karşılaştığımızda kişiselleştirme tuzağına düşmemizi engelleyen - kişisel kavga ve sürtüşmeleri ortadan kaldıran - ve ortak akılda yönümüzü nasıl belirlememiz gerektiğini bize söyleyen pusulalarımız. Babama sorduğumda 3 tane şeyi hemen söyler. Eskiden yanında çalışanlar da kendi dillerinde yanı şeyleri söylüyor: Büyük düşünmek, İşinin hakkını vererek ve en iyisini yapmak, Dürüst olmak. Aksi durumda herkes başına gelecekleri bilir. Mesele babamdan, yanında çalışan kişilerden çıkararak çalışmak; insanları ortak akılda ve değerlerde buluşturmak.

  • Şirketin genel gündemi belli gibi gözükse de aslında belli değil. Gündem belli ise de insanların yaptıkları işleri (To-Do’ları) bunlara ya bağlı değil, ya da bağlı insanlar tarafından anlaşılır vaziyette değil. İnsanlar mikro işlerine sıkışırken; kendileriyle, başkalarıyla ve iş yerleriyle olan duygusal ve rasyonel bağlarını kaybediyor.

  • Gündemler aniden patlatıldığı için her görev yaşamsal tehdit haline geliyor ve suni “acil ve öncelikli” hissi pompalandığından içeride stres ve kortizol hormonu kol geziyor. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Dayak arsızına dönen çocuklar olarak, artık gerçekten acil ve öncelikli olan bir şeye karşı da kayıtsız kalıyoruz. Neden mi? Aşırı acil denen görevler için kendimizi parçaladığımız projelerin aslında o kadar da acil hayata geçmediğini görüyoruz. Bazen 2-3 ayı buluyor, bazen 2 seneyi ve bazen de bomboş sunumlar hazırlamak için öldürülen vakitlerde o projelerin süslü sunumları şirketin kara deliğinde kaybolup gidiyor.

  • Kullandığımız dil anlaşılır değil. Plaza Dili diye ayrı bir şey yarattık. (Bu konuya kişisel Bloğum Denizin Dalgaları’nda eğlenceli bir dille yer verdim) Konuşan insanlara “ben buradan ne demek istediğini tam anlamadım” diye sorduğunuzda aynı kelimelerle yanı şeyi bir daha söylerken rastlıyorsunuz. Ayrıca kullanılan sözcüklerin temel anlamlarının bilindiğine dair bir entelektüel birikimin olduğundan şüpheliyim.

O zaman ne yapmak lazım? Çok basit! Yukarıdaki sıralananların tam tersini:

  1. Şirketin varlığı değer üretmek ve bundan kar edip sürdürülebilirliğini sağlamak için var. Buna odaklı bir iş yapış kültürünüz var mı, emin olun.

  2. İnsanlar iş yapmak için orada varlar; toplantılarda vakit öldürmek, işin kendisini yapmaktan çok rapor-sunum hazırlamak, eposta okumak ve cevap vermek için değil. Verimliliğiniz ne kadar iş yaptığınızla ve niteliği ile ölçülür.

  3. İnsanlar üretken oldukları ve bunu hissettikleri müddetçe motive olurlar. Motivasyon için ekstra kutlamaya veya suni coşkulara aslında gerek yok. Emin olun, mutsuz ortamda istediğiniz kadar kutlama ve “Ver Coşkuyu” etkinlikleri düzenleyin; herkes o etkinlikteki samimiyetsizliğin konusunu hisseder; çünkü yaşadıklarını bilir.

  4. Bir şirketin gündeminde maksimum 5 ana gündem konusu olur. Herkes kendi bilgisi, emeği ve zamanı oranında bu ana gündem konularına hizmet eder halde çalışmalıdır. Fazlası ne akılda kalır, ne anlaşılır, ne de hayata geçer. Şirketin gündeminde 120 tane ana başlık varsa, bilin ki onlar ana başlık değildir. Things-To-Do’dur (Yapılacak İşler Listesi).

  5. Şirketin ana gündem konularını insanların günlük iş akışı ve ajandaları ile hizalı olduğunundan emin olunması gerekir. Aksi taktide herkes nereye çekiştirilirse, oraya gider.

  6. Şirkette her şey acil ve öncelikli diye kafası kesik tavuklar gibi koşuşan insanlarla doluysa, o şirket tez zamanda zarar görür. Stresi dozunda, yerinde ve kararında kullanırken, insanların yaşamsal tehdit hissiyle kendini bulunduğu ortamda güvensiz ve sonra da hasta olmasını istemeyiz; ne de olsa işlerimizi o insanlar yapıyor. Onlara iyi bakmalıyız.

  7. İnsanlarla güven ilişkisi geliştirmek için onlara sorumluluk, yetki vermeniz ve o alanı biraz genişletip, geriye çekilmeniz; kendinizi azıcık tutup gözlemlemeniz gerekir. O genişletilen alanda yüzerken zorlanıyorsa, emin olun boğulmadan önce sizden yardım ister. Mikro-yönetim yaparak insanların potansiyellerini mikro boyutta bırakmayı istemezsiniz.

  8. Şirket strateji, insan ve operasyon; yani icraanın (execution) 3 temel bileşeni konusunda yalın düşünemez, tasarlayamaz ve aralarındaki bağ ve anlamları anlayamazsa geçmiş olsun; patinaj çekerken balatalar hep yanar. Bunun için her şeyi baştan mükemmel planlamaktan ziyade, ön keşif çalışmasıyla olasılıkları keşfetmek her zaman daha verimlidir.

  9. Otomatik pilotla bağlantımızı keserek çalışalım. Nasıl mı? Arada eski köye yeni adetler getirelim, alışkanlıklarımızı sorgulayalım, revize edelim, yenileyelim.... Aynı evdeki eşyaların yerini değiştirmek gibi... Hemen farklı bir enerji ve soluk katar. Bunu dozunda yaptığınız zaman da insanlar robotlaşmadan, insan olmanın en güzel haliyle "yaratıcılığı" ile çalışır.

  10. İletişim konusunda kazaları önlemek için net, sade, anlaşılır dil kullanılmasına özen göstermek gerekir. Kişiler arası iletişimde de kişiselleştirme, alınganlık, sürtüşme, tartışma konularını ortadan kaldırmak için insanları paylaştıkları ortak değerlerin lisasınında buluşturalım; kurumsal iletişim dilini bilinçli tasarlayalım.

  11. Finansal tablolarla peynir ekmek gemisi yürür ama hasta yürür. İnsanları heyecanlandıran şey karlılıktan ziyade insanlığa, dünyaya ve doğaya hangi konularda hizmet ettiğini bilmesidir. Yani varoluş amacınızdır. Varoluş amacında insanları ortak akılda, kalplerde ve eylemde buluşturacak pusulanız değerlerinizdir.


Benchmark (kıyaslama) yapılacak, ilham alınacak o kadar çok kaynağımız var ki… Önemli olan meraklı bir gözle etrafınıza bakmaya zaman ayırın ve görülecek zenginlikleri görün. Ben ne şanslıyım ki, en yakınımdaki babam sayesinde bu yazıyı yazabildim ve sizlerle paylaşabiliyorum. Kendisine teşekkür ederim.

Recent Posts

See All