• Sibel Keyvan

Zihinde Gezinti


Geçmişin yükü, geleceğin kaygısı arasında dönüp duran seyahatler arasında “şimdi”.


Geçmiş yaşandı ve bitti desek de zihnimiz o mantıkta çalışmıyor. İnsan geçmişte bir yere takılıp, değiştirebilecek gibi senaryoyu defalarca yazıp çizip filmi başa sarıyor. Her defasında da gittiği yerlerden, belki yıllar öncesinde yaşanmış bir olayın duygusunu da alıp getiriyor. Şu an yaşıyor gibi bazı olayları hep taze tuttuğumuz oluyor. Kâh dramın rüzgarında savruluyor kâh uçmasından korktuğumuz bir kuş gibi sevinçlerimizi avuçlarımızın arasına alıp saklıyoruz.


Herkes gibi benim zihnim de çok sık gider geçmişe. Ne zaman bir şeylerde takılsam Sosyal Psikolog Pelin Kesebir’in çok beğendiğim şu sözlerini hatırlatırım kendime; “sürekli anda olmak ne mümkün bir şeydir ne de idealdir. İnsan zihni geleceğe de geçmişe de gider ve gitmelidir de. Yeter ki bu gidişlerde kendini kaybetmesin, yeter ki bu gidişlerden iyi, faydalı, yapıcı şeylerle dönsün”. Böyle düşünmek bana iyi hissettiriyor. Zihnimin daldığım derinlerinden kendimi bu sözlerle geri çağırıyorum. Sonra gittiğim yerden getirdiğim duygulara da bakıyorum nasıl hissettiriyor diye. Bu pratiği yapa yapa bana iyi gelmeyen anıları daha az ziyaret eder, kaygı yaratacak gelecek senaryolarını daha az yaratır oldum. Tabi sadece bu pratik de değil, düzenli meditasyon ve sabah yürüyüşlerinin de çok katkısı oluyor zihnimin sakinleşmesine.


Bunları neden mi yazıyorum? Son günlerde hepimizi derinden etkileyen öyle bir gündem yaşıyoruz ki zihnen sağlıklı kalmak ayrı bir çaba gerektirir hale geldi. Bazen bir tanesinin bile etkisinden kurtulmak günlerimi, haftalarımı alırken gündemin bu derecede tatsız haber ve konularla dolu olması mutsuzluk, hüzün, çaresizlik yaratıyor.


Hem Türkiye’de hem de yurtdışında pek çok şehir gördüm. Şunu söyleyebilirim ki her ülkenin, şehrin bir duygusu var. O duyguyu yaratan atmosfer belki toprağından, suyundan, belki yaşanmışlıklardan belki devlet yönetiminden, belki insanların seçimlerinden geliyor bilmiyorum ama attığınız ilk adımdan itibaren kendini hissettiriyor. Hani ilk kez seyahat ettiğiniz bir şehirde söz birliği etmişçesine otel görevlisinden garsona, dükkân sahibinden havalimanı polisine kadar herkes güler yüzlüdür ya, siz de dünyanın öbür ucunda da olsa evinizde hissedersiniz, işte o havadan bahsediyorum.


Turist olarak gittiğinizde fark edemeyeceğiniz pek çok detayı gittiğiniz yerlerde iş yaparken görüyorsunuz. O şehrin insanıyla iş yapmak hayata nasıl bakar, nasıl iletişim kurar, insan ilişkilerinde nasıl bir tavır sergiler o bölgenin atmosferiyle ilgili aşağı yukarı bir fikir veriyor. Bu toprakların kültürel zenginliği benzersiz, sahip olduğumuz kadim bilgiler ve derin öğretiler de öyle. Benzersiz kılan sayısız muhteşem özelliğin yanında, bu toprakların bize hiç iyi gelmeyen bir özelliği var ki artık değiştirmemiz gerekiyor; söylenmek!


Söylenmek ve söylenen insanları dinlemek hiçbir çözüm sağlamadığı gibi tam aksine negatif ne his varsa körüklüyor, büyütüyor. Hiçbir şey yapmıyorsun sadece söylenip eleştiriyorsun, bu sıkışmış bir hal yaratmaktan öte bir işe yaramıyor.

Kendi hayatlarımızda elimizden geleni yaptığımız durumlarda bile bazen olanı değiştiremiyoruz. İşte tek tesellisi insanın elinden geleni yapmak, vicdanen rahat olmak oluyor. Toplumsal olaylarda bu durum biraz daha farklı. İyi bir vatandaş olarak elimizden geleni yaptığımız halde, artık daha çok çaresiz hisseder hale geldik. Söylenmek de maalesef bu çaresizliği derinleştiriyor.

Toplum bizden ayrı değil onu biz oluşturuyoruz. Yaşadığımız şehirlerin, ülkenin o bahsettiğim hâkim havasının bir parçasıyız. Hal böyleyken elimizden bir şey gelmediği durumlarda söylenmek yerine belki de susmak, zihnimizi sükûnette dinlendirmek en iyisi olacak.

55 views0 comments

Recent Posts

See All