• Sibel Keyvan

Yalnız mıyız, Yoksa Yoksun mu?

Yalnızlığın her birimiz için farklı bir anlamı var… Arkadaşlarınızla, ailenizle, kalabalıklarla çevrili bir sosyal ortamda yalnızlık hissedebilirsiniz ya da dünyadaki en sevdiğiniz insanla birlikteyken bile yalnız hissediyor olabilirsiniz. Yalnızlık olgusuna pandemiyle birlikte başka boyutlar eklendi. Bir taraftan sağlığı korumak için izole olmamız gerekirken, diğer yandan uzaktan çalışma ve eğitim sistemleriyle tüm aile fertleriyle bir çatı altında sıkışıp kaldık.


Aynı anda hem yalnız kalmayı çok istiyor hem de yalnız kalmış olmanın psikolojik problemlerini yaşıyor olabiliriz… Yalnızlık duygusunun garip bir sarmalı var. İki kişilik ev yaşamında bile, özel alanımızı koruyamadığımızdan, yalnız kalamamaktan şikayet ediyor olabiliriz.


İnsan neden yalnız kalmayı ister ve neden yalnız olmak bir kabustur?

Günümüz koşullarında hepimizin neredeyse istediğimiz her şeyi yapabilme özgürlüğü var. Peki özgürce hareket ettiğimiz özel alanımız var mı? varsa sınırları nerede? Etrafımızla aramıza, belirgin bir “kırmızı çizgi” çekebiliyor muyuz? “özel alanım burası” diyebiliyor muyuz?


İnsanın kendisiyle sağlıklı ilişkisi kendini tanımakla başlıyor. Özel alan yaratmak kendi gerçekliğinin farkında olarak, ne isteyip ne istemediğinden emin olmakla alakalı. Özel alanı açıyor, merkeze kendinizi koyuyor, seçimlerinizle etrafını çeviriyorsunuz. Sonra da önem derecesine göre dışarı doğru açılan çemberlerde diğer ilişkilerinizi sıralıyorsunuz. Özel alanı işte böyle bir sistemin odağında düşünün.


Kendinizi tanıyamamanın en net belirtisi “fark etmez” sözcüğü!

Kendinizi gözlemleyin, ne kadar sık, kimlere, nelere “fark etmez” diyorsunuz? Başkalarını da gözlemleyin. Sık sık farketmez diyenler; kendilerini merkeze koyamazlar, öz değer, öz saygı duyguları oldukça düşüktür, kurban psikolojisindedirler, mutluluğu birilerine, koşullara bağlarlar, en önemlisi “düşünme tembeli”dirler. Düşünmeyi başkalarına bırakarak yaşam kolaylaşıyor mu? belki kısa vadede evet, ya sonrası! Fark etmez diyerek hangi haklarınızı başkalarına teslim ediyorsunuz? Kendi adımıza yapmadığınız seçimler, alamadığımız kararlar bizi başkalarına bağımlı kılıyor. O yüzden “fark eder”, hem de çok! Özgürlüğünüzü ve özgünlüğünüzü korumak için “fark etmez” kelimesini sözlüğünüzden silin, düşünün ve ne istediğinizi bulun.


Özel alanı, sınırlarımızı yaratmanın başlangıçta bize biraz maliyeti olacaktır. Öncelikle emek vermek gerekiyor. Kendimizi iyi gözlemlememiz gerekecek. Bana ne iyi geliyor, neden çok rahatsız oluyorum… Özel alanımıza, sınırlarımıza dair davranışlarımızı ortaya koyabilir, bu alanı oluşturmanın bedelini ödeyecek gücü kendimizde bulabilirsek “özgürüz” demektir. Bedeller bazen bir şeylerden vazgeçmeyi, bazı insanları kaybetmeyi göze almayı, bazen de çalıştığınız işten ayrılmayı gerektiriyor olabilir… Kayıplar ne olursa olsun, kazancınız kendiniz ve mutluluğunuz oldukça yolunuza hep daha iyisi çıkıyor, emin olabilirsiniz.


İnsan yalnızlık duygusunun hem hazzını hem de acısını hissedebiliyor. Bu bedeli ödenen özgürlük hali bize ikisini de tattırabiliyor. Hayatınızda, hiçbir açıklama yapmadan konuşabileceğiniz, tek bir kişi bile olsa bile olsa bu yalnız olmadığınız anlamına gelir. Fiziksel olarak birbirinize çok yakın olmasınız bile. Sadece dertleri, sorunları birbiriyle paylaşmak değil herhangi bir konuda karşılıklı hikayeler anlatmak, övgülerde bulunmak, gezdiğiniz gördüğünüz yerleri, aşklarınızı, sevdiğiniz kitapları paylaşmak, hissettiklerinizi aktarmak ki bunlar bazen sert, kırıcı sözler, hareketler bile olabilir, bunlar da yalnız olmadığınızın göstergesi.


Diğer yandan “beni anlamıyorlar, kendimi anlatamıyorum, şöyle konuşabilmeliydim” diyorsanız, etrafınızda yüzlerce insan olsa bile konuşabileceğiniz insanları bulamıyorsanız, bu işte sizin yalnız olduğunuz anlamına gelir.


İçinde bulunduğumuz kalabalıklarda zayıflıklarımızı ve güçlü yanlarımızı, yetersiz ya da sevinçli olduğumuz durumları, coşku ve üzüntümüzü, tüm gerçekliğiyle, olduğu gibi paylaşma problemi yaşıyorsak yalnızlık büyük bir problem olmuş demektir. Bugünün yaşam koşulları insanları yalnız bırakması açısından eleştirilebilir olsa da, bireyselliği özgüvene dönüştürerek “zor olanı başarma” “zor olanı aşma”, hiç kimsenin başaramadığını becerme duygusunu tatmin etme açısından bireyselliği beslediği bir gerçek! Yalnızlık duygusu iyi mi kötü mü sorusuna “evet yalnız kalabilirim, yalnız başıma da pek çok problemi çözebilirim, bir hata yapacaksam da o hatayı kendi başıma yapmak, doğruyu deneyip yanılarak kendi kendime öğrenmek isterim” diyorsanız, işte yalnızlık sizin için o noktada problem olmaktan çıkıyor.


Yalnızlığınızı neyle geçiştiriyorsunuz, neyle oyalanıyorsunuz desem pek çoğumuzun yanıtı şimdilerde “sosyal medya” olacaktır. Sosyal medya televizyonu tahtından edeli çok uzun zaman oldu. Kendi potansiyelimizi gerçekleştirmeye engel olan, kendimizden uzaklaştıran bu oyalanmalar, yalnızlık duygusunun bizi iyice köreltmesine yol açıyor. Oysa insan en çok anlaşılmak istiyor. Zorunlu ihtiyaçların kendi kendine karşılanmasının ötesinde psikolojik ve zevk getiren ihtiyaçlar için bir arada olmak, ilişki kurmak yoksunluğu da ortadan kaldırıyor. Sizi anlayacak binlerce kilometre ötedeki biri bile sizi o yalnızlık hissinden kurtarıp, yoksunluğu ortadan kaldırabiliyor.


Yalnız kalmayacağız diye birbirini anlamaktan uzak, menfaatler çerçevesinde kurulan beklentili, hesaplı ilişkiler enerjimizi ne çok emiyor, bizi kendimizden ne kadar da çok uzaklaştırıyor. Bu ilişkilerde herkesin başka ajandası var, önceliği başka, beklentileri ayrı. Ortaklaşa niyet yok, özveri yok, öyle olunca verilen emek de nafile.


Kendimizle kurduğumuz sağlıklı ilişki samimiyetimizi ortaya çıkarıyor, hesaplılık halini azaltıyor. Samimiyet, sahicilik insanı güvende hissettiriyor. İlişkilerde şüphe arttıkça insani değerler zarar görüyor, şüphe insanın kendini yoksun hissetmesine yol açıyor. İnsan olmanın kendiliğinden bize yüklemiş olduğu değerlerden arınmışlık “Dehümanizm” olarak adlandırılıyor… Tedirginlik, temkinlilik, yalnızlık… İnsani yoksunlaşma! İnsani değerimizle, doğayla, diğer yaratılmışlarla bağımız koptukça yaşam anlamını yitirmeye başlıyor. Bugün belki en çok da insani değerlerden arınmış olmanın sancısını yaşıyoruz sanırım…


Bu dönem yalnızlık ve gerçek dostluklar hakkında o kadar çok konuşmaya şahit oldum ki, yüksek lisanstan Sevgili Hocam Prof. Dr. Cengiz Anık’tan aldığım ilhamla bu yazıyı yazmak istedim. Kendisine sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

125 views0 comments

Recent Posts

See All