• Sibel Keyvan

Seçimlerimizle Ne Kadar Mutluyuz? Peki Ya Ne İstediğimizi Bilmiyorsak?



Psikiyatr Barry Schwartz büyüleyici bir kitap olan The Paradox of Choice’da (Seçim Paradoksu) “mutluluğun sırrı beklentileri düşük tutmaktır” diyor ve ekliyor kanaatkâr olanlar yüksek beklentililerden daha mutludur! Yaşadığımız paradoksun da daha fazla seçeneğin olması sonucu ortaya çıktığından bahsediyor.


İçinde bulunduğumuz yüzyılın nimetlerinden olan biri de neredeyse sonsuz seçeneğe sahip oluşumuz ve seçme özgürlüğümüzün olması Ne yaman çelişki değil mi? Hayatımızın her alanında artan seçeneklerin karar vermemizi nasıl zorlaştırdığından, en iyiyi seçtiğimizi düşünürken neden aynı zamanda hayal kırıklığı hissettiğimizden bahsetmek istiyorum bu hafta.


Kanaatkâr mısınız, yoksa yüksek beklentili mi?

Üç yıl kadar önce Kanada’da katıldığım eğitimlerden birinde bize çalışmamız için bu konu verilmişti, kanaatkâr mısınız yoksa yüksek beklentili mi? Sınıfta benim dışımda Japonya’dan Brezilya’ya, Arjantin’e, Meksika’ya, Fransa’ya kadar pek çok farklı ülkeden gelen iş insanları bulunuyordu. Bazısı kanaatkâr olarak kendini tanımladı bazısı yüksek beklentili. Sonra kısaca anlattık neden böyle tanımladığımızı kendimizi.


Konuşmalarımızın sonunda eğitmen hiç düşünmediğimiz başka bir opsiyondan bahsettiğinde şaşırdık. Hassasiyet taşıdığımız konulara göre kendimizi yüzde oranlarla değerlendirebileceğimizden bahsetti. Bizse ilk hamle olarak kendimizi genel bir yargı ifadesiyle şöyle ya da böyleyim diyerek etiketlemiştik, oysa memnuniyet ve beklenti oranımızı konulara göre belirleyebilirdik. Eğitmen bu soruyla karşılayan bütün grupların aynı davranışı sergilediğini söyledi, insan doğası gereği kendisini genel kalıplarla etiketliyormuş. Aile, iş hayatı, ilgi alanları, hobiler, gündelik ya da sosyal hayat gibi başlıklar seçip ikinci bir değerlendirme daha yapmamızı istediler. İşte bu noktada yaptığımız değerlendirme ile, odağımıza hangi konuyu yerleştirdiğimizi ve bu konuda ne kadar beklentili ya da mutlu olduğumuza dair daha gerçekçi bir sonuca ulaştık.

Sizin için elindekilerle yetinmek, kanaatkâr olmak kulağa nasıl geliyor?

Barry Schwartz yüksek beklentililerin bir karara varmak için çok daha fazla zaman ve enerji harcamaları gerektiğini ve genellikle de en iyi seçimi yapıp yapamadıklarına dair endişeli olduklarını söylüyor. Ve tabi seçimleri sonrasında da hep bir hayal kırıklığı hali yaşadıklarına değiniyor. Ne kadar çok seçenek varsa seçiminizle ilgili hayal kırıklığı yaratan şeyden pişmanlığınız da o kadar fazla oluyor diyor. Schwartz, kanaatkârları “satisficer”, yüksek beklentili olanları ise “maximiser” terimleriyle tanımlıyor. “Satisficer”i daha çok “tatminkâr” kolay tatmin olan anlamında kullanmış, Türkçe’deki karşılığında en yakın anlamı kanaatkâr verdiği için bu şekilde kullandım. Sözlükte yetingen, tozgözlü, kanık gibi eş anlamlıları da bulunuyor.


Geçmişte pek çok konuda kendime yüksek beklentili hedefler koyan benim için aldığım bu ders bakış açımı oldukça değiştirdi diyebilirim. Şimdi kanaatkâr olduğum konular da var, yüksek beklentili olduğum konular da var. Oranları da her zaman değişiyor. Sabit bir durum yok. Şartlar değiştikçe benim olaylara bakış açımın da değiştiğini, geçen yıl olmazsa olmazım olan bir konunun bugün ajandamda yerinin bile olmadığını görüyorum. Bunu kabul etmek büyük bir rahatlık sağlıyor, bir yandan da huzur. Her zaman yeni bir seçim yapabilirim ve seçimim için de yeni bir tatmin oranı belirleyebilirim.


İnsanın kendini tanıması için kendisiyle sağlıklı iletişim kurup gerçekliğinin ortaya çıkmasına izin vermesi gerekiyor. Schwartz’ın dediği gibi tatminkâr - kanaatkâr olmak mutluluğu artırıyorsa, seçeneklerimizin bu kadar çok olduğu, seçme özgürlüğümüzün sonsuz olduğu bir dünyada bunu nasıl başarabiliriz?


Önce bu iki terimi iyi tanımlamak ve doğru analiz yapmak gerekiyor:


Kanaatkâr – tatminkâr olanlar, ne istediklerini biliyorlar. Kriterleri karşılandıktan sonra bir karar veren veya harekete geçen kişiler aslında. Bu sıradanlığa razı olacakları anlamına gelmiyor tabi! kriterleri çok yüksek olabilir; ama istedikleri özelliklere sahip arabayı, tatili veya yemeği bulur bulmaz tatmin oluyorlar.


Yüksek beklentili olanlar ise, en uygun kararı vermek istiyorlar. Gereksinimlerini karşılayan bir cep telefonu veya kıyafet görseler bile, her seçeneği inceleyene kadar bir karar veremiyorlar, ancak bu şekilde mümkün olan en iyi seçimi yaptıklarına emin olabiliyorlar. Yüksek beklentililere hayat ne zor değil mi?


İstediğimizde net değilsek o zaman neye sahip olursak olalım, sonuçta gerçekleşenden şikâyet etme isteği duyuyoruz. Neyi seçersek, seçmediğimiz diğer alternatiflerin çekici taraflarını hayal ederken buluyoruz kendimizi… Seçtiğimiz de hemen daha az tatmin edici oluveriyor. Unutmayalım mutluluk ne istediğini bilmekle mümkün biraz da. Mutsuz insanlar ise ne istediğini, neden istediğini, neye ihtiyacı olduğunu tam olarak hissedemeyenler oluyor.


Siz hangi konudaki seçimlerinizden mutlusunuz?

Kendinizle bu değerlendirmeyi yapmak hem çok eğlenceli hem de kendi gerçekliğinize ulaşmak adına önemli ipuçları veriyor. İşte benim kendime yaptığım değerlendirmeden birkaç örnek:


İş hayatı: %90 kanaatkâr, %10 yüksek beklentili. Yapmaktan keyif aldığım sevdiğim bir işim var. Aşkla yapıyorum, seçimlerimden mutluyum. Bu seçimler beni besliyor, yaptığım işi aklımla, kalbimle hissedebiliyorum.


Kendimle ilişki: %70 kanaatkâr, %30 yüksek beklentili. Keşfedeceğim daha çok şey var!


Sosyal ilişkiler: %80 kanaatkâr, %20 yüksek beklentili. Burada genel bir değerlendirme var. Örneğin arkadaşlar gibi bir alt başlık açarsak bunun altına, o zaman kanaatkârlık oranına %95 bir oran verebilirim.


Aile ilişkileri: %95 kanaatkâr, %5 yüksek beklentili. Burası biraz aile ilişkilerinizi çözüp çözmediğinizle alakalı. Olanın olduğu gibi kabulünü gerektiren bir alan.


Tatil yeri seçimi: %70 yüksek beklentili, %30 kanaatkâr. Görmek istediğim o kadar çok yer var ki! Seçim yapmak zor! Pandeminin bitişini iple çekiyorum☺


Sağlıklı beslenme: %80 kanaatkâr, %20 yüksek beklentili. Bütün yediklerim sağlıklı değil tabi ancak zararından emin olduğum bazı şeyleri de yememeyi seçiyorum. Örneğin, her yediğim organik değil ama yumurta yersem mutlaka organik olanı tercih ediyorum, tavuk da öyle, yoksa yemiyorum.


Şimdi, şu anda, bunları yazarken böyle düşünüyorum, yarın ya da seneye şartlar değiştiğinde benim konularımdaki tatmin ve mutluluk oranlarım da değişecektir. Ben bu esnekliğin keyfini çıkarıyorum, tavsiye ederim.

174 views0 comments

Recent Posts

See All