• Sibel Keyvan

Saygı, Naftalinli bir Kavram mı?


Bir süre önce Youtube’da gezinirken DW Türkçe kanalında “Z kuşağı ne istiyor” başlıklı bir özel habere denk geldim. Programda farklı kuşaklardan insanlarla yapılan röportajlarda kuşaklararası iletişim sorunlarına yer verilmiş. Sosyolog bir öğretim görevlisi de bilimsel olarak konuyu değerlendirmiş. Program bu dönemin Türkiye’sine dair iyi bir projeksiyon oluşturmuş, izlemediyseniz tavsiye ederim. Linki de yazının altında paylaşıyorum.

Programda Z kuşağından bir gençle yapılan röportajda üst kuşakla yaşanan anlaşmazlık noktalarından biri olarak “saygı” gösteriliyor, söyledikleri ilgimi çekti. Katıldığım öğrenci buluşmalarında da, kariyer danışmanlıklarında da iletişim sorunu olarak sıkça dile getirilen bir konu saygı. Röportajdaki Z kuşağı gençlerden biri kendinden önceki kuşakla yaşadıkları anlaşmazlık için şu cümleleri kullanmış; “önceki kuşaklar bir tutturmuşlar saygı da saygı… kendilerinin gençken bizim gibi saygısız olmadığını anlatıyorlar sürekli, oysa biz sadece kendimizi ifade ediyoruz” diyor.

Z kuşağından bağımsız, her dönem yeni kuşağın bir öncekine suçlaması bu aslında. Beni anlamıyorlar, saygısızsın diye suçlanıyorum… Bence anlaşılmaya dair bu özlemi insanlık var oldukça da duymaya devam edeceğiz.

Birkaç ay önce, yeni dönem çalışma hayatında iletişimin nasıl olacağını konuştuğumuz bir üniversite buluşmasında konu yine saygıya geldi. Z kuşağından öğrenciler önceki kuşaklarla nasıl sağlıklı iletişim kurabileceklerini sordular. Ben de onlara sizce saygı ne demektir diye sordum. Saygının “büyüklere, yaşlılara gösterilen, sevgi ve çekinmeyle karışık bağlılık duygusu” anlamını içeren yanıtlar verdiler. Evet dilimizde ağırlıklı bu anlamıyla kullanılıyor saygı. Ne kadar bir şeyler değişti desek de kültürümüz de bu anlamı destekliyor. Tam da bu sebeple işte çok itiraz görüyor her dönemin gençlerinden… Bu anlamıyla saygı kuşaklararası iletişimde eski, ağır, köhnemiş, durağan, geçerliliği olmayan, naftalinli bir hava estiriyor.

Ancak saygı kavramını sıkça kullandığımız bu anlamından öte, insan ilişkilerini inceleyen sosyoloji ve iletişim bilimi zemininde ele almakta fayda var. Saygı kelimesi için sözlük; “ilişkide olunan, iletişim kurulan varlık veya oluşumun hak, değer, inanç ve her türlü özelliğini göz önünde tutmak ve bunlara önyargısız yaklaşmayı içerir” diyor. Şimdi bu anlama bakarak az önce eskiye dair oluşturduğu havadan bahsetmek mümkün olur mu?! Pek tabi hayır.

Saygı aslında birey olarak kendimize çizdiğimiz, içinde özgün değerlerimizin yer aldığı, özgürlük alanının çizgilerinin netleştirilmesini anlatıyor. İletişimde saygıyı net bir biçimde şekillendirelim dilerseniz. Merkeze ben yani kendi öz varlığımızı koyalım, etrafına çizeceğimiz çembere de öz sevgi, öz güven, öz sefkat, öz saygı ve öz değer kavramlarını koyalım. Bu çember bizim öz sermayemizi oluşturuyor. Yani dokunulmaz alanımız. Çember de başkalarıyla ilişkimizdeki sınırları temsil ediyor yani “had”di, belirliyor. Bu alan nasıl bizim dokunulmaz alanımız ise, başkalarının da bu şekilde dokunulmaz alanları var. Diğerleriyle iletişim kurarken, aramıza tüm tarafları koruyan mesafeler koyuyoruz. Bizimkine tacizde bulunulmasını nasıl kabul edemezsek başkalarının sınırlarını da biz aynı şekilde çiğneyemeyiz. Saygı görmek istiyorsak, hem kendi hem de başkalarının kendi öz sermayelerini içeren bu çemberin farkında olarak iletişim kurmamız gerekiyor.


Özetle saygı “had bilmektir”, had’dini bilmektir, başkalarının had’dini görmektir ve karşılıklı ilişkide yargısızca davranmayı gerektirir.


Biz kırmızı çizgimizi çekemez, kendi değerimizden emin olmazsak gayri ihtiyarı, sınırları zorlamaya yatkın bireyler gelir bizim öz değerlerimize kolaylıkla zarar verebilirler. Öz sermaye değerlerimizden emin değilsek, onları güçlü inşa etmediysek bu sınırın geçildiğinin farkına bile varmayız, bu tacizden nasıl kurtulacağımızı bilemeyiz, dahası itiraza hakkımız olduğunu bile bilmiyoruzdur.


Genç kuşaklar saygı için ilk söylediğim anlamına vurgu yaparak kendilerinden büyüklere “o neyi başarmış, neyi benden daha iyi biliyor da saygı göstereceğim” diyor, işte mesele burada. Kariyer görüşmelerinde yöneticileriyle iletişim sorunu yaşayan kişilerden “ben ondan kesinlikle daha çok şey biliyorum, beni hiç dinlemiyor, değer vermiyor, neyi başarmış da onu yönetici yapmışlar anlamıyorum, ben ondan daha iyi yöneticilik yaparım” gibi yorumlar duyuyorum. Bunları yazmaktaki amacım asla söyleyenleri suçlamak değil aksine, durumu tespit edebilmek adına her türlü bakış açısının yargısızca değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.


Bu tarz görüşleri olan çalışma hayatını başındaki arkadaşlarıma, daha geniş bir perspektiften bakabilmeleri için şunları söylüyorum; “sizin kuşağınızda teknolojiye yatkınlık, iyi eğitim, esneklik, proaktivite, birden çok konuyu birlikte ele alabilme becerisi varken; önceki kuşakları temsil eden yöneticilerde en basit haliyle, hatta belki de sizdekilere ek olarak deneyim var, bunu asla göz ardı etmeyin. Sizlerde bir konuya uzun süre odaklanamamak, sürdürülebilir olamamak, çabuk sıkılmak ve grup çalışmasından daha çok bireysel çalışmaya yatkınlık varken, X, Y kuşağında istikrar, sürdürülebilirlik, grup çalışmasına yatkınlık ve pek tabi ekipleri kurumların amaçlarına paralel yönetebilmek, tüm üyelerin yetenek ve yetkinliklerini değerlendirebilmek gibi özellikler var”.

Bugünün çalışma ortamında kuşakları temsil eden tarafları bir teraziye koysak hiçbirinin diğerinin ikamesi olamadığını görürüz. Taraflar çatışarak, savaşarak, şikayet ederek, yargılayarak, birbirlerinin eksiklerine odaklanarak değil; birbirine değer katarak, eksiklerini tamamlayarak, gelişim ve değişimine katkı sağlayarak, besleyerek ve beslenerek, birbirinden öğrenerek yeni dünyanın gerektirdiklerine yanıt verecek hale gelebilirler.


İster yüz yüze olsun ister dijital alanda iletişim, yeni dönemin en temel gereksinimi. Öyleyse saygıyı, birey olmanın ve sağlıklı iletişim kurmanın gereği olarak en temel değer haline getirmek gerekiyor.


Toplum içinde had’dimizi bilerek yani hem kendimizin hem de diğerlerinin sınırının farkında olarak iletişim kurmak durumundayız. Sadece iş yaşamı değil, hiçbir ilişki ve iletişim çeşidinde de sınırların çiğnenmesine izin vermemeliyiz. Başkalarının bize nasıl davranacağını biraz da bizim kendimize verdiğiniz değerler belirliyor.


Sağlıklı iletişim hangi ilişki çeşidinde olursa olsun saygıdan geçiyor. Çalışma hayatında birlikte çalışacağımız insanları ailemizde olduğu gibi seçemiyoruz evet. Hoşlanmak, iyi arkadaş ya da dost olmak zorunda değiliz ama saygı görmek istiyorsak, sözümüz dinlensin değer bulsun diyorsak saygı göstermek gerekiyor. Anlaşılmak için anlamaya ihtiyacımız olduğunu hatırlamak iyi geliyor.

77 views0 comments

Recent Posts

See All