• Sibel Keyvan

Sadeleşmeye & Dönüştürmeye Yeni bir Öneri “Sokak Pazarları”


Bahar geldi sadeleşmek hafiflemek zamanı şimdi. Kullanılmayan, artık hizmeti olmayan eşyaları dönüştürmekten bahsedeceğim.


Eskiden sade yaşamanın tadı tuzu olmadığını keyif, heyecan taşımadığını düşünürdüm. Hiç öyle değilmiş. Bu zamana kadar gerçek bir ihtiyaç olmadığı halde satın aldığım o kadar çok şey oldu ki… Aldıktan sonra da nereye yerleştireceğimi bilemediğim için odanın bir kenarında günlerce alışveriş poşetlerinde beklettiğim şeyler olurdu. Bugün onları düşünmek bile istemiyorum.


Günümüz alışveriş ekonomisinde sadece bir eşya, kıyafet almıyoruz, reklamında bize vaad edilen kişi gibi olma duygusunu yani bir yaşam tarzını satın alıyoruz. Özenmiyorsak da özenir hale getirmek için her şeyi yapıyorlar. Bu kıyafeti giyersen reklamdaki bu manken gibi güzel görünürsün, bak o nasıl da mutlu, sen de bu kıyafeti giydiğinde böyle gülümseyecek, böyle mutlu olacaksın mesajı veriliyor aslında. Dikkat edin reklamlara, bize o ürünü anlatmıyor, ürünü kullanırken ne hissedeceğimizi pazarlıyorlar. Örneğin baharda çıkın İstanbul’un ünlü caddelerine herkesin ayağında beyaz lastik ayakkabı görürsünüz. Her sezon da farklı bir markanınki trend oluyor bu arada. Yani hep almak zorundasın algısı yaratılıyor. Benim de bir zamanlar, onlarcası varken şu renk ayakkabıya ihtiyacım var dediğim olmuştur. Hiç kimseyi eleştirmiyorum aksine alışveriş yapmamız için yaratılan pazarlama, reklam ve halkla ilişkilerin tamamen bilimsel gerçeklerinden bahsediyorum.


Her yıl bu zamanlarda dolabımı mevsimlik kıyafetlere göre düzenleyip giymediğimi, kullanmadığımı sürekli vermeme rağmen yine de o kadar çok gereksiz şey biriktirmişim ki! “Üstüme olmuyor ama çok seviyorum” dediğim, “çok para verdim kimseye vermeye kıyamam” dediğim, “bu yıl giyeceğim yer olmadı seneye giyerim artık” diye kendimi kandırdığım ve saymakla bitmez zihnimin üretmekte hiç de zorlanmadığı onlarca bahaneyle, itinayla biriktirmişim!


Daha önceki yazılarımda kullanmadığım eşyaları dönüştürdüğümden bahsetmiştim. Kurumsal çalışma hayatından ayrıldıktan sonra ofis ortamında giydiğim kıyafetlerin çok büyük bir bölümünü Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı KEDV’e ilettim. KEDV’in dükkanı Nahıl’da bu eşyalar ikinci el olarak satışa sunuluyor, satıştan elde edilen gelir de kadınların el emeğinin geliştirilmesinde, desteklenmesinde kullanılıyor. Bu şekilde çalışan birçok sivil toplum kuruluşu var. Yerel yönetimlerin ilgili birimleri de ihtiyaç sahiplerine bu eşyaları ulaştırmada olağanüstü çaba gösteriyor.


Bu dönüşüm hareketinin diğer bir parçası da ikinci el eşya mobil uygulamaları. Dolap, Moda Cruz, Gardrops, Letgo, Sahibinden.com benim bizzat kullandıklarım. Büyük kolaylık. Hesap açıp, satmak istediğiniz eşyaların fotoğraflarını çekip uygulamaya yüklüyorsunuz o kadar. Uygulamalar satışı artırmanız için önerilerde bulunuyor, kampanyalar düzenliyor, koyduğunuz ürün için en iyi satış fiyatını öneriyorlar, tüm bunlara dikkat etmek avantaj sağlıyor. Bu noktadan sonra iyi satış yapmak bu işe göstereceğiniz ilgiye bağlı. Kargo sistemi çok iyi işliyor, para tahsilatı da sistem güvencesinde, alan için de satan için de büyük kolaylıklar tanınıyor. İkinci el satış uygulamalarını iki yıldır kullanıyorum deneyimlerime göre dönüştürmek istediğiniz eşya, kıyafet sayısı makul ise çok vakit harcamazsınız; değilse tam zamanlı iş.


Geçen hafta bu uygulamalarla ilgili arkadaşlarımla sohbet ederken aklıma geldi; aslında belediyeler bu işe haftanın belli günleri açık havada, parklarda alan açsa, yer gösterse, isteyen önceden sisteme kaydını yaptırıp gelip burada ürünlerini satışa sunsa ne büyük kolaylık olur! Etrafımda o kadar çok eşyasını dönüştürmek isteyen var ki. Eşyaların dönüşümü sürdürülebilirlik açısından da çok önemli. Alan da satan da doğa da çok kazançlı bu işten. O pazarlar dolup taşacaktır eminim.

Londra’daki, Berlin’deki sokak pazarları gibi hani… Bayılırım pazar dolaşmaya; Londra’daki Portobello Road Market, Covent Garden, Soutbank Centre, Borough Market favorilerim. Seyyar arabalarda ya da küçük tezgahlarda satılan müthiş lezzetli yemeklerle birlikte, kıyafetten aksesuara, takılara, tablolara, seramik eşyalara kadar sanatın her dalındaki göz alıcı tasarım ürünlerinin sergilendiği, sokak müzisyenlerinin yaptığı müzik eşliğinde gönlünüzce dolaştığınız, eğlendiğiniz, rengarenk sokak pazarlarından bahsediyorum. İkinci el eşyalarını satmak için gelmiş, küçük tezgahlar açmış sizin benim gibi insanlar da yer alıyor orada. Bu pazarlar bizdeki semt pazarlarından oldukça farklı. Haftalık mutfak ihtiyaçlarının karşılanmanın çok ötesinde Avrupa’daki semt pazarları… O kentin, yaşayanların, kültürünün, müziğinin, sanatın birçok dalının yaşayan bir parçası, kent yaşamının vitrini gibi. Keyifle vakit geçirmek üzere gidilen sosyalleşilen yerler, panayır festival ortamı gibi daha çok.


Bizim kültürümüz onlardan farklı diyebilirsiniz. Bence bizde de yapılabilir. Bir sürü konuda takip edip ilham aldığımız Avrupa’nın, semt pazarlarının da örnek alınabileceğini, onların bizim kültürümüze uygun versiyonlarını yaratmanın, sürdürülebilirliğe, sadeleşmeye, dönüşüme hizmet edecek şekilde düzenlemenin mümkün olduğunu düşünüyorum.


Ne dersiniz, olur mu olur… Çok da güzel olur!

33 views0 comments

Recent Posts

See All