• Sibel Keyvan

Öğrenmek Gibi, Eğitim de Hayat Boyu


Liseyi henüz bitirmiş genç arkadaşlarımız geleceklerine yön vermek üzere bugün sınavdalar. Her birine tüm kalbimle başarılar diliyorum. Hiç kolay değil ülkemizin tansiyonu hiç düşmeyen gündemi içinde, içlerindeki umuda doğru adım atmak… Kolay değil yıllarca öğrendiklerini üç saatte hesaba çekiyor olmak!


Kendi üniversite sınavına girdiğim zamanları düşünüyorum da 16- 17 yaşındaki bir insanın kaldırabileceğinin çok ötesinde bir yük üniversite giriş sınavı ve kazanma baskısı. Bir iş yerinde çalışabilmek, hatta iyi bir gelecek kurabilmenin neredeyse tek şartıydı o zamanlar üniversite bitirmiş olmak. Ülkemizde gelecek yatırımı gibi görünen üniversite eğitiminin bugün aynı değeri taşıdığını söylemek mümkün değil maalesef. Sınava giren öğrenci sayısı da arttı, açılan özel üniversiteler de. Ancak okulu bitirince iş garantisi var mı? Üzülerek söylüyorum ki cevap hayır.


İyi eğitim görsün, iyi bir geleceği olsun diye aileler neredeyse doğduğu andan itibaren çocukları için düşünmeye başlıyorlar. Abarttın demeyin, arkadaşlarımı, çevremdeki insanları dinliyorum, yaşamlar artık çocuğun geleceğine göre şekilleniyor. Çocuğu iyi bir eğitim alabilmesi için semt, şehir hatta ülke değiştiren insanlar tanıyorum. Yani diyorum ki çocuğu olsun olmasın eğitim tüm ülkenin konusu.


Peki verilen eğitim öğrenmek için yeterli oluyor mu, yoksa sınavın belirlediği sistemde çocuklar ezberleyip sonra da unutuyorlar mı?


Bir süredir kariyerine yön vermek isteyen dönemin gençleri “altın yakalılar”la çalışıyoruz. Hatırlarsanız daha önceki yazılarımda onların teknolojiyi çok iyi kullanabilen, iyi eğitimli beyaz yakalılar olduklarından bahsetmiştim. Ve yapıları gereği birden fazla konuda derinleşip uzmanlaşabilirken, ekipten daha çok bireysel çalışma ortamında verimli olduklarından da. Bir üniversiteyi bitirmenin istenen işe sahip olmayı sağlayamadığı koşullar altında, altın yakalıların birden çok okul okuduklarını, teknolojinin katkısıyla merak duydukları hemen her konuda daha çok araştırma yaptıklarını, sertifika programlarına katıldıklarını gözlemliyorum.


2000’li yıllar ve öncesinde, bir an önce iş hayatına atılmak ve kariyer yapmak öyle büyük bir zorunluluktu ki, kişisel bir merakımız yoksa üniversite sonrasında eğitim sayfasını kapatır, iş hayatının koşuşturmacasında kaybolup giderdik. Hatta gerek ekonomik koşullar gerekse iş bulmada avantaj sağlasın diye daha okuldayken benim gibi çalışma hayatına atılmış on binlerce örnek vardır ülkemizde.


Ancak şimdi öyle değil, uzmanlık gerektirecek derin öğrenmenin yaşla ve eğitim sistemiyle sınırlı olmadığı çok enteresan bir dönem yaşıyoruz. Sistem hepimiz için değişti. Sorularımızın sorgulamalarımızın arttığı noktada, bilmek öğrenmek bir “tık” kadar kolay. Teknoloji, bilgi iletişimi müthiş hızlandırdı her şeyi.


Üniversiteyi bitirip, yıllarını iş hayatına adayıp kariyer yapmış bizler de şimdinin koşullarına uyumlanmak üzere, teknolojiyi takip ediyor, yeni eğitimler alıp daha çok öğreniyor, “altın yakalı” olabilmeye çabalıyoruz.


Öğrenmek sadece eğitimle değil tabi hayat boyu herkesten, her yerden öğreniyoruz. Ancak bu dönem gösterdi ki eğitim de hayat boyuymuş…


Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ediyordum, yıllarca çalışıp kariyer yapmış sonra kendi işini kurmuş çalışmayı çok seven, 40’lı yaşlarının ortasında bir kadın. İşinin yanı sıra geçen yıl iki farklı üniversiteden eğitim almaya başlamış; biri yabancı dilimi geliştirmek üzere başladığım bir okul, diğeri çok sevdiğim hep merak ettiğim sosyoloji eğitimi dedi. Hayranlıkla dinledim anlattıklarını. Yaparken hiç kolay olmadığını kendimden de biliyorum ancak bitirdiğinde insan kendisi için bilinçli olarak seçtiği bir yatırımı tamamlamış olmanın inanılmaz hazzını sevincini duyuyor.


Nasıl çocuklarımızı iyi eğitim alacakları okullara gönderebildiğimizde onlar için iyi bir yatırım yaptığımızı düşünüyorsak bu kendimiz için de geçerli. En az çocuklarımız kadar bizler de bu yatırımı hak emiyor muyuz? Herkes bunu yapsın demiyorum ama ilgisi, merakı olan, yıllardır içimde ukde kaldı keşke şunu yapabilseydim diyenlere de, harekete geçmek için harika bir zaman, yapanlar ilham oluyor diyorum.


Sebep ister pandemi diyelim, ister teknolojinin gelişimi, belki de Z kuşağı tetikledi bilinmez, hepimiz çok değiştik, değişiyoruz. Çalışma hayatının artık işlemeyen tartışılması bile önceleri abes karşılanan koşullarını da değiştiriyoruz. Hiçbir şeyin geçmişle kıyas kabul edilmeyeceği kadar farklı zamanlardan geçiyoruz.


Okuduğumuz okullardan kaynaklı iş yaşamlarımızı, kariyerlerimizi ya bir yana bıraktık ya da onlar devam ederken yeni arayışlara girdik. İçimizde hani o ukde kalan, yapmak istediğimiz ama yapamadığımız, kendimizi ertelediğimiz konular var ya, işte onlar durdukları yerden öyle bir çıktılar ki karşı koyamaz hale geldik! Tanıdıklarımdan, arkadaşlarımdan yoga eğitmenliği kurslarına giden var, seramik yapanlar, takı tasarımına başlayanlar var, resim dersi alıp resim yapmaya başlayanlar var, pastacılık eğitimi alıp yeni iş kuranlar var, master/doktora yapanlar, yeni bir üniversiteye/üniversitelere başlayanlar var… Daha sayamadığım nicelerimiz var ki kendini gerçekleştirmeye cesaretle adım attılar.


İşte bence gelecek umudu; en az bu sabah üniversite sınavına girenler kadar, yaşadığı deneyiminden kaynaklı “ben biliyorum”ları bir kenara bırakıp, bilmediklerimi merak ediyorum diyerek büyük bir cesaretle kendine yatırım yapmaya başlayanlarda!


Yaşadığını hissedebilmek, bir parçası olabilmek belki de o içinde kalanlara, o “ukde”lere yeniden bakıp, resimdeki ağacın yemyeşil yaprakları gibi onları her mevsim besleyip büyütebilmekte.

50 views0 comments

Recent Posts

See All