• Sibel Keyvan

İyilik Karneniz Nasıl?


Yaptığınız iyiliklerden not veriliyor olsa karneniz nasıl olurdu? Peki kendinize geçer not verir miydiniz?


Aranızda iyilik karnesi de nedir, ne işe yarayacak ki diyenler vardır. İyilik söylenmez hatta saklanmalı, karşılık beklenmediği noktada zaten iyilik olur diyen de. Yapılan iyiliğin saklanması bizimki gibi zengin, derin kültürlerde, geleneklerde yaygın görülen bir durum.


Toplumun içinde birlikte yaşarken birbirimizle hassasiyetlerimizin olduğu noktalarda buluşuyor, buluştuğumuz noktalarda da bir alışverişte bulunuyoruz. Adına ister iyilik diyelim, ister yardım, ister sosyal sorumluluk, ne derseniz deyin bir karşılıklılık var bu iletişimde, yani alma verme. Ben yardım ettim birine karşılık almadım diyorsanız, dikkatlice gözlemleyin kendinizi neden o iyiliği yaptınız, neden o kişiye, hayvana, doğaya ya da o kuruma yaptınız da başka yere değil, verdikten sonra ne hissettiniz, kendinizi nasıl hissettiniz? Bakın bakalım siz vererek ne aldınız…


Ne destek verdiğiniz alan tesadüf, ne hassasiyetiniz olan konu ne de verme şekliniz. Hepsinin sizin özgün kişiliğinizde bir anlamı var. Bir ihtiyacı karşılamak var özünde vermenin. Vererek hem “iyi”leşiyor, daha iyi bir insan oluyor hem de iyi-leşiyor yani duygusal bazı ihtiyaçlarını karşılayarak daha sağlıklı oluyor.


Peki içinde yaşadığımız dünya üzerinde bir yer düşlesek, yönetim sistemi, içindeki insanları iyilik yapmaya teşvik etse, insanlardan yaptıkları iyiliklerden kazandıkları puanları fiziksel hayattaki ihtiyaçlarını gidermede kullansalar. Yani hem iyilik yaparak iyi hissetseler hem de aldıkları kredi notları onlara referans olsa gündelik hayattaki işlerini kolaylaştırsa… Evet bu tarafıyla ütopya denebilir… Madalyonun diğer tarafındaysa sistemin insanları samimiyetten uzaklaştırıp, sığ, yüzeysel ilişkiler kurmalarına sebep olan ve iyiliği çıkar sağlamak üzere yapmaları sonucuna götürdüğü gerçeği de, oran düşük de olsa yadsınamaz!


Kanada Vancouver böyle bir yer. Mutlu olmayı seçen insanların bir araya geldiği, getirildiği bir yer. Olumlu bir toplum tasarımı örneği nihayetinde. Dünyanın dört bir yanından gelmiş ama “biz” diyerek yaşayan insanlar topluluğu. Hemen herkes bilinçli bir seçimle mutlu olmaya gayret ediyor. Yönetim sistemi de buna hizmet ediyor. Alt gelir grubu yoksul, yok denecek kadar az. Nüfusun %80 kadarını orta sınıf oluşturuyor, çok zengin ve yoksul azınlıkta kalıyor. Ülkenin kuruluş geçmişi 180-190 yıllık belki. Bilinçli olarak yeni bir düzen, sistem inşa edilmiş sanki. Sosyo-kültürel, toplumsal bir deney alanı gibi! Sağlıklı toplum ve dolayısıyla sağlıklı bireylerin oluşmasına olanak tanıyan, zemin hazırlayan bir pilot bölge gibi. Dünya üzerinde, ancak bir başka bir gezegen kadar farklı bir kent. Her şeyiyle doğru kabul edilemeyecek deneysel bu sistemde örnek alınabilecek, diğer topluluklara ilham olabilecek çok güzel çalışmalar bulunuyor. Ben bugün toplumsal sosyal sorumluluk açısından gözlemlerimi paylaşacağım.


Bir süre kaldığım Voncouver, Kanada’nın batısında bulunan Britanya Kolumbiyası eyaletinde bir liman şehri. Farklı etnik grupların bir arada yaşadığı kozmopolit bir kent. Benim gibi çok gözlem yapan biriyseniz farklı ülkeler, kültürler, insanları keşfin tadı hiçbir şeyle karşılaştırılamaz.


İyilik karnesi – Sosyal Kredilendirme

Britanya Kolumbiyası vatandaşlarına sağlık, eğitim gibi hizmetleri ücretsiz sağlıyor. Vatandaş olmayanlar için zaten çok pahalı bu hizmetler. Vatandaştan da yönetimin belirlediği bazı gönüllülük çalışmalarına katılmaları isteniyor. Bu çalışmalara katılmak zorunlu, haftada kaç saat, nerede ve ne şekilde bu hizmetin verileceği birlikte belirleniyor. Burada sistem bireyin yetenek, yetkinlik ve deneyimini, neyi iyi ve kolay yapıyorsa onu, gönüllük esasıyla toplumun diğer bireylerinin menfaatine kullanmasına, onlarla paylaşmasına dayanıyor. Diyelim üç dil biliyorsunuz yönetim sizden devlet işlerinde bazı belgelerin çevirilerini yapmanızı isteyebiliyor ya da mahkemede kamu görevi olarak çevirmenlik yapmanız istenebiliyor.


Şehir merkezinde birçok noktada evsizler, yoksullar ya da yardıma ihtiyacı olanlar için Shelter denen sığınma-koruma evleri var. Katıldığım okulda sosyal proje olarak bir grup arkadaşımla şarkı söyleyerek bir bağış kampanyası yapmıştık. Oradan topladığımız parayı bir yardım evine verme kararı aldık. Bu şekilde ziyaret etmiştim onlardan birini. Görevlilerle biraz sohbet ettik. Bizim gittiğimiz yedi katlı, çok geniş, modern bir binaydı. Görevli resmi çalışan sayısının en çok altı kişi olduğunu iletmişti çok şaşırmıştım. Binayı gezerken bile en az yirmi kişi görmüştüm çalışan. Gönüllülermiş onlar, sadece gönüllü destek veren sayısı zaman zaman bin kişiyi aştığı oluyor dediğindeyse şaşkınlığım iyice arttı.


Shelter’de sistem de şöyle işliyor. 15 günlük dönemler halinde kabul ediyorlar misafirlerini. Misafir diyorlar kalanlara. Bu süre içinde temizlik, yeme-içme, barınma, sağlık gibi ihtiyaçları karşılanıyor insanların. İhtiyacı varsa okuma yazma, temel dil eğitimi ya da yeteneklerine bakılarak para kazanmasına destek olmak amacıyla gelişmek istediği alanda eğitimler veriyorlar. 15 gün sonunda yapılan değerlendirmeyle belirlenen özelliklerine göre iş bulmasına yardımcı da oluyorlar. Buradaki gönüllüler, temizlikten, yemek yapmaya, bulaşığa, sağlık bakım hizmetlerine, eğitime, sanata kadar aklınıza gelebilecek her alanda gönüllük işinin bir parçası olabiliyorlar.


Devletin sizi yönlendirdiği bu kamu görevlerini yaptınız diyelim, sonrasında ne olacak diyorsunuz?

Öncelikle devlet nazarında bu görevlerden aldığınız referanslarla değerlendiriliyorsunuz. Destek verdiğiniz kurumdaki resmi yetkilinin vereceği ıslak imzalı referans mektubunun orada açmayacağı kapı yok. Bu kişi iyi bir vatandaştır, görevlerini şu sorumlulukta ve düzenli yapar gibi çokça iyi niyet içeren bu mektuplara ev kiralarken kefil olması açısından ihtiyaç var, spor salonuna üyelik yaptıracaksanız ihtiyacınız var, bankada hesap açtıracaksanız ihtiyacınız var, iş başvurusunun zaten olmazsa olmazı. Bir okula kaydolmak istiyorsanız ne kadar fazla kişiden ne kadar fazla referans mektubunuz varsa o kadar şansınız yüksek. Malum okullar vatandaşa ücretli olmadığından, öğrenci seçiminde de iyi vatandaşlık karnesini gösteren referanslar aranıyor.


Devletin verdiği görevler dışında isterseniz şahsi olarak da gönüllülük işleri yapabiliyorsunuz; ister öğrencilere ders çalıştırın, ister sosyal beceri kazanmalarına yardım edin, isterse sanat öğretin alan ne olursa olsun hepsi vatandaşlık kredibilitenizi artırıyor. Nasıl bizim dijital devlet sisteminde her türlü resmi kaydımız yer alıyorsa oradaki sistemde ek olarak sosyal vatandaşlık karne bilgileri de yer alıyor. İyi vatandaş olmanın faydası o kadar büyük, gündelik yaşamda, iş hayatında sağladığı kolaylık o kadar fazla ki, herkes elinden gelenin ötesinde “iyi” olmaya, iyi insan ilişkileri kurmaya, elindeki öz kaynaklarıyla kamu faydasının bir parçası olmaya çaba gösteriyor. İyi referans her şey demek.


Devlet yönetimi vatandaşının yetenek ve yetkinliklerini biliyor, neler yapabileceğini biliyor ve gel bunları ihtiyaç duyanlarla paylaş diyor, paylaş ki kamu giderleri de azalsın, vatandaşa düşen vergi de azalsın. Geliştirmek istediğin alan olursa da gel ben sana bu sistemin içinde onu da sağlayayım, diyor.


Başta çok şaşırmıştım Kanada’ya ayak bastığım andan itibaren herkesin söz birliği etmişçesine “biz Kanadalılar…” ile cümleye başlamasına. Düşünsenize sokakta gezerken gördüğünüz neredeyse her üç kişiden biri Uzakdoğulu, geri kalan çeşitli sebeplerle dünyanın dört bir ayrı noktasından gelmiş. Dışarıdan bakınca ortak noktaları, onları bağlayan şeyi bulmak zormuş gibi ama “biz” diyebilecek kadar birlikte hissedip birlik olabiliyorlar, ortak amaçlar uğruna çalışabiliyorlar.


Bu bağda iki temel şey var, orada yaşayan insanlar öznel birey olma gayretindeler, kendi gelişimleri için çaba harcıyorlar, hayatı daha mutlu yaşamak uğruna seçimleri var, o seçimlerle bu ülkenin vatandaşı olmuşlar. Birliktelik duygusu için de bir paylaşımları var, yönetimin onlardan beklentisi olan hizmetleri yapmak onları toplumsal birey yapıyor. Kuralları önceden açıklanmış, uzlaşma sağlanmış, herkesin içinde mutlu olduğu, bütün tarafların kazandığı bir oyun bu!


Döndüğümden beri bu etrafıma sosyal sorumluluk adına örnek alabileceğimiz noktalar olduğu için anlatıyorum. Ütopik diyebilirsiniz ancak ben pandemi döneminden sonra tüm dünyanın buraya doğru gideceğine inanıyorum. Dünyanın bir yerinde deneniyor ve çok başarılı sonuçlar alınan tarafları var… İnsanlar isteyecek bu değişimi dönüşümü diye de düşünüyorum…

109 views0 comments

Recent Posts

See All