• Sibel Keyvan

Durmak Lazım Arada...


Ocak ayından beri sizlerle Collective Minds bloğunda buluşuyoruz, geçen hafta ilk kez yazamadım. Hem işler, master ödevleri, hem de ülke gündemi çok yoğundu malum… Üstelik sinirleri altüst eden uzun süreli bir karantinayı da yeni geçirmiştik.


Vücudum ufak tefek sağlık sorunlarıyla sinyal gönderdiğinde fark edebildim, kendime ne kadar yüklendiğimi, ne kadar yorulduğumu. Konuştuk sevgili Deniz ile de “dinlen biraz, haftaya yazarsın yazını” dedi, o kadar iyi geldi ki söyledikleri sağ olsun. İnsanın gerçek dostları olmalı hayatta, o kadar önemli ki gönülden anlaşmak. Baktım ben de elimdeki işlere, zorunlu olanlar dışındakileri erteledim.


İnsan neden kantarının topuzunu kaçırdığının kendi kendine farkına varamaz diye düşünüyorum. Bir an durup nefeslensek, bir baksak kendimize belki durabileceğiz… Onu da o esnada akıl edemiyor insan sanırım.


Geçmişte dengeyi bulmakla ilgili daha çok sıkıntı yaşardım aslına bakarsanız, şimdi karşılaştırılmayacak derecede farkındalık geliştirdim diyebilirim. Her birimizin dengeyi kaçırdığı bir şeyler vardır, anlatıyorum her zaman, benim bir numaramda uzun yıllar “iş” vardı. Kim ne derse desin koyduğum hedeflere koşmaktan da geri durmazdım. Bildiğim buydu demek daha doğru olur aslında. Kendi adıma yaşadıklarımdan çok ders çıkarttım.


Oysa konu dengeyi koruyabilmekmiş. İki uca gidip gelmeden de orta neresi bilmek mümkün değil… Kırk kez duyar dinlemezsin, bir kez düşer öğrenirsin! Hayat işte. Şaman’a sormuşlar zehir nedir diye; “ihtiyacından fazla olan her şey zehirdir! Bu güç olabilir veya tembellik, yiyecek, ego, hırs, ihtiras, kendini beğenmişlik, kıskançlık, korku, öfke, hatta iyi niyet…” demiş. Çok çalışmak da aşırılık, nerede duracağını bilememek de. Aşırı olan hiçbir şey sürdürülebilir de olmuyor maalesef.


“Bi’ durmak nefeslenmek” bunu söylemek bile ne kadar rahatlayıcı değil mi! Bi’ durunca hayat kaçar mı? hayat benden ayrı bir şey mi ki kaçacak? Kaçsa yakalayamaz mıyım? Peki neyi kaçırırım? sorular sorular…


“Ne kaçarsa kaçsın kalanlar yeter” işte bunu söyleyebilmek çok rahatlatıcı.


Oradan oraya koşuştururken öylece “bi’ durmak” pek mümkün olmuyor. Soruyorum kendime sık sık, elimden gelenin en iyisini yaptım mı? Yapılabilecek başka bir şey var mı? Gücüm, eforum daha ne kadarına yeter, peki bu sürdürülebilir olur mu? Daha iyisi mümkün mü? İçinde bulunduğum koşullar içinde yaptıklarım yeterli mi? İçimden bunlara tamam diyorsam bırakıyorum. İnsanın derdi vicdanıyla, hesabı kendine verebiliyorsan ne âlâ…


Yaptığımız kariyer eğitimlerinden birinde “içinde bulunduğun değiştiremeyeceğin şartları fark ederek iş yapmayı” konuşuyorduk. Örnek istediler normal olmayan şartlar neler diye. Başın ağrıyor, biraz rahatsızsın ya da kısıtlı zamanın var ya da yeterli kaynağın yok, yani koşulları o an sen değiştiremiyorsun. Bu şartlar yapacaklarını doğal olarak etkileyecek. Normal şartlar altında beş birim iş yapacaksan, bu şartlar altında üç birim yapabileceksin. Şartlar değişmiyorsa elden gelenin en iyisi de haliyle üç birim oluyor onu da kabul ediyorsun. İşte bu bakış açısıyla bakabildiğinde her şey farklılaşıyor. Tamam diyebiliyorsun kendine. Kendini suçlamamak, kendinle barış halinde olabilmek adına bu hayat kurtarıcı olabiliyor.


Bugün içinde bulunduğumuz dünyada bizden kaynaklı ya da değil kontrol edemeyeceğimiz ve yapacaklarımızı doğrudan etkileyen öyle şartlar koşullar var ki… Bunların farkında olmak, bu pencereden bakıp hem kendimizi hem de diğer insanları, durumları değerlendirmek daha iyi hissettiriyor.


Konu fark etmeksizin zorlandığım noktalarda kendi kendimi yokluyorum, soruyorum kendime; benim dışımdaki koşullar neler, bunları değiştirebiliyor muyum, değişmiyorsa bu koşullar içinde yeni hedefler belirleyebilir miyim? Bu şartlar altında elimden gelenin en iyisini yaptım mı, vicdanım rahat mı? Özetle kendime nasıl anlayışla yaklaşabilirim ona bakıyorum.


Kendi kendimize anlayış gösteremiyorsak başkalarından anlayış beklemek de nafile oluyor. Ayrıca başkalarının ilgi, taktirine bağlı ve beklentili yaşamak da çok yorucu. En iyisi kimden ne bekliyorsak onu kendimize vermenin yolunu bulmak galiba.


Hayat an’ı es geçemeyecek kadar kısa ve keşfedilecek çok şey var. Güneşin ışıldadığı bu harika Pazar gününde bi’ durup nefeslenmeye, şartlar ne olursa olsun kendimizi mutlu edecek bir şeyler bulmaya ne dersiniz?


Keyfimiz yerinde mutluluğumuz bol olsun ☺

Recent Posts

See All