• Sibel Keyvan

Canım Dünya


Dünyanın bize ihtiyacı var mı bilmem ama bizim ona çok var. Canım Dünya!


Dün Dünya Çevre Günü’ydü. Kutlamaktan öte hatırlamak için... Sadece bir gün değil de yaşadığın her bir gün minnet ederek, teşekkür ederek… Bir parçan olmaktan mutluyum seni seviyorum diyorum ben.


Öyle zamanlardan geçiyoruz ki iyi olan her şeye şimdi daha çok ihtiyacımız var. Menekşenin açan her bir tomurcuğuna, balkondaki saksıda yetişen mis kokulu çileğe, sabah ilk iş açtığım pencereden gelen onlarca çeşit kuş sesine, güneşe, masmavi denize, sevdiğim bir arkadaşımın telefonda “var mı benden bir isteğin” demesine… Hepsi ama hepsi çok iyi geliyor. Sanki “her şey yolunda, merak etme” diyorlar. Doğaya bakıyorum, her ne olursa olsun bak yaşam bütün neşesiyle devam ediyor diyorum kendime… Umutsuz olmak yaşamaya yakışmaz!


Son dönemlerde o kadar büyük çevre konumuz var ki gündemde… Kaz Dağları, Salda Gölü, İkizdere… Şimdi de Marmara Denizi can çekişiyor!


Marmara Denizi’ndeki müsilaj için neden oldu, kim yaptı deniyor. Bir günde olmadı ki yıllardır hep birlikte yaptıklarımızın sonucu bu. Şimdi ben yapmadım, sorumluluk almıyorum diyebilen var mı, yok! Dese de hükmü yok. Kimse sorumluluktan kaçmaya heveslenmesin. Gözümüzü, kulağımızı kapatsak da vicdanımız konuşuyor, hadi durduralım durdurabiliyorsak. Öyle ya da böyle bir şekilde biz de bu felaketlerin parçasıyız.


Şimdi tedbirler alınmaya başlanırsa üç belki beş yıl sonra ancak yeniden denize girebilirsiniz diyor uzmanlar. Pandemi döneminde hepimize can simidi oldu biliyorsunuz Marmara ve Adalar. Daha bir yakınlaştık doğayla. Denize giremeyeceğiz, balığını yiyemeyeceğiz, kirlettik şimdi de gözümüzün önünde ölmesine izin mi vereceğiz?!


Dünyanın bize değil bizim ona ihtiyacımız var. Kurduğumuz şehirler, yaşam şeklimiz, duyarsızlığımız, umarsızlığımızla kirletiyoruz, zarar veriyoruz Dünya’ya. Kendimizi onun bir parçası olarak göremiyoruz, çevre bizden farklıymış gibi onu ayrıştırıyoruz.


Bunda bence biraz da kültürümüzün etkisi var. Siyasetten, ekonomiye, topluma, tüm ilişkilere bakın, hep kendimiz dışındakileri suçluyoruz. Hareket etmek yerine söylenmeyi seçmemiz de bundan belki de. Herkes suçlu bizim hiçbir kabahatimiz yok. Maalesef sorumluluk almayı pek bilmiyoruz. En başta da kendi sorumluluğumuzu almaktan kaçıyoruz. Milletçe yetişkin gibi davranmayı, toplumsal birey olmayı bilemiyoruz. Peki gerçeği görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırıyor mu? Ben üstüme düşeni yapıyorum diyenleri bunların dışında bırakıyorum yanlış anlaşılmasın.


Dün akşam İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Marmara Denizi konusunda Prof. Dr. Cemal Saydam ile konuştu. O yayında Cemal Hoca “biz Marmara Denizi’nde bu müsilaj için araştırma inceleme yaparken, İzmit yakınlarında bazı fabrikaların denize atık su bıraktığını bizzat kendi gözümüzle gördük” diyor! Bırakın işin hukuki sorumluluğunu, şimdi çevre felaketi bu boyutlarıyla ortaya çıkmışken o atık suları denize bırakmak nasıl bir insanın vicdanına sığar? O fabrikaları robotlar yönetmiyor, her bir karar biz insanlara ait. Kararı alan da uygulayan da insan. O yüzden söylüyorum atıkları oraya atan şirketler de, gereğini yapmayan görmezden gelen yetkililer de, yetkililere hesabını sormayan bizler de, hepimiz maalesef parçasıyız bu felaketin.


Büyüklükleriyle övündüğümüz beton yapılarla çevirdik her yeri, tonlarca ağırlık yükledik yerküreye, her yere atıklar bıraktık… Canım Dünya, belki de yaşayan bir avuç duyarlı iyi insan hatrına, nimetlerini hala bizimle paylaşmaya devam ediyor.


Ama artık dünya bizimle direk, açık açık konuşuyor, öyle ima falan etmiyor. Kendini göstere göstere cevap veriyor yapılanlara. Öyle uzak gelecekte değil olacaklar, işte şimdi yaşıyoruz. Yıllarca yapılan hataların bedellerini ödememiz gerekecek.


Dünyayla ilişkimizi yeniden gözden geçirme zamanı geldi de geçiyor bile. Onunla sağlıklı ve güvenli bir ilişki ve bağ kurabilmemiz mümkün mü? Onu sevebilmemiz mümkün mü? Zarar vermeden yaşamamız mümkün mü? Yaptıklarımıza rağmen bizi üstünde taşıyan, nimetlerini bonkörce paylaşan dünyaya bir teşekkür borcumuz yok mu?


Yetişkin bireyler olarak haklarımızın farkında olmak, sorumluluklarımızı yerine getirmek “toplumsal birey” olmanın en temel şartı. Genlerimizden, kültürümüzden aktarılan yanlışları, eksik eğitim sistemini, hatalarla dolu aile terbiyesini falan bir kenara bırakalım, içimizdeki çocuğu kendimiz şimdi büyütelim. Söylenmeyi bırakıp, önce kendimiz birey olarak elimizden geleni yapalım. Karbon ayak izimizi bireysel olarak düşürmenin peşinde olalım. Sonra çalıştığımız iş yerlerini yanlış yapıyorsa uyaralım, kurumsal vatandaş sorumluluklarını yerine getirmesi için yönlendirelim. Mutlaka hassas olduğumuz konularda çalışan sivil toplum kuruluşları vardır onları destekleyelim, destekleyelim ki daha iyi şeyler yapabilelim, bizim gibi düşünenlerle birlikte sesimizi daha iyi duyurabilelim yetkililere.


Hadi gelin; çevre gününde yetişkin birer dünya vatandaşı olmak üzere kendimize söz verelim.

Recent Posts

See All