• Sibel Keyvan

Çalışma Hayatında Sağlıklı İletişim


Seçemeyeceğimiz insanlarla aynı ortamda hatta aynı çatı altında yer almak, onlarla iletişim kurmak, ortak çıkarlar için anlaşmak durumunda olmak, ulaşmak istediğin hedef için de birbirine yardım etmek… Burası içinde kan bağı olursa aile, üretmek ve bundan maddi, manevi kazançlar sağlamak olursa iş yeri… Aile bu mu demek duygular nerede demeyin! İki ortam arasındaki temel benzerliklerden yola çıkarak, sağlıklı ilişki ve iletişimi kurmanın mümkün olduğunu düşünüyorum, o sebeple konuyu özellikle bu yanıyla ele alıyorum.


Bireysel olarak sağlıklı iletişimi ve bağ kurmayı konuştuğumuzda, bütün ilişkilerimizde yaşadığımız sorunların da çözümlerin de ana kaynağının aile ortamından aldığımız ya da alamadığımız sevgi, şefkat, saygı, güven, merhamet (her haliyle kabul etmek), hoşgörü gibi duygular olduğunu görüyoruz. Yetişkin olduğumuzda ya eksikliğini hissettiklerimizi kaynağını bulup iyileştiriyoruz, bağımlılık bağlarından özgürleşiyoruz ya da ben böyleyim, annemden babamdan da böyle gördüm, ben değişemem deyip, kendi gerçekliğimizden uzak, birileri için birtakım roller içinde, bizi yansıtmayan dayatılan bir hayatı yaşıyoruz.


Çalışma ortamında insan ilişkileri ve iletişimin sağlıklı ve sürdürülebilir olması için kurumsal iletişim, insan kaynakları ya da halkla ilişkiler bölümleri büyük efor harcıyorlar. Başkasını anlamanın, neden böyle davrandığını çözmenin, ihtiyacının ne olduğuna dair gerçeğe yakın bir fikir yürütmenin yolu aslına bakarsanız insanın kendini anlamasından geçiyor. İnsan kendi gerçeğinin farkında olduğunda, iyi yanlarını kötü yanlarını fark ettiğinde, değiştirebileceklerini değiştirdiğinde, değişmeyeceklerini kabul ettiğinde, yaptıkları yapamadıklarıyla, başardıkları başaramadıklarıyla, bütün samimiyetiyle kendine anlayışla yaklaşabildiğinde, başkalarını da anlamaya başlıyor. Yani kendini gördüğün çıplaklıkta, samimiyette, şeffaflıkta başkalarını görmeye başlıyorsun.


Bu alanda çalışan ya da çalışma ideali olanların önce mutlaka kendisi üzerinde çalışması gerektiğini düşünüyorum. Hepimizin gerçek ve sürdürülebilir mutluluk için kendiyle sağlıklı iletişim ve bağ kurmaya ihtiyacı var. Ama bence işi iletişim ve insan kaynağı yönetimi olanların ayrıca bir sorumluluğu ve gerekliliği de bulunuyor.


İletişim ve insan kaynağı birimleri şirketlerin ortak amaçları ve hedefleri için onlarca, yüzlerce hatta binlerce insanı bir arada tutmak ve birlikte olmalarından da belirli bir seviyede memnuniyet ve uyum yaratmak durumundalar. Hiç kolay bir iş değil. İnsan bir başkasının ihtiyacını en çok da kendinden biliyor ve anlıyor. İletişim meselelerine gerçek ve işe yarar çözüm önerileri getirmek de ancak bu şekilde mümkün oluyor. Sadece bilgiyle hareket edildiğinde ise bir uygulayıcı olmanın ötesine geçilemiyor. Söylediğinizin değer bulması, sizi dinlemeleri, danışmaları ve önereceğiniz çözümlerin işe yaraması ise; yaklaşımınızın sağ duyuya dayanmasına, empati yapabilmenize, açık ve konuya odaklı sorular sormanıza, kendinizi vererek karşınızdakini dinlemenize bağlı.


Çalışanları anlamaya, süreci okumaya çalışıyoruz evet. Bunun için çalışanı o iş yerine taşıyan bir toplumsal süreç de var oraya da bakmak gerektiğini düşünüyorum.


Bizim kültürümüzde gençler genellikle üniversite ya da evlilik nedeniyle ailelerinden ayrılıp başka bir çatı altında yaşamaya başlıyorlar. Üniversite özgürlüğe atılan ilk adım olduğu için de, yine pek çok ilk o dönemde yaşanıyor. Aile kurallarından bağımsız ilk sosyalleşme de bu dönemde başlıyor. Bireysel olarak kendini keşif de… Bu dönemin özgürce ve hakkıyla yaşanması da yetişkinlik hayatına çok değer katılıyor.


Üniversite dönemi bitip de çalışma hayatı başladığında başlıyor gerçek sorumluluklar. Ben üniversitenin ilk yılında çalışmaya başladım. Açık söyleyeyim çalıştığım ve kendi paramı kazandığım halde üniversite bitene kadar kendi sorumluluğumu yüzde yüz aldım diyemem. Ne zaman ki okul bitti o zaman anladım artık kendime ait bir hayatım olacaktı ve ben bunun sorumluluğu almak durumundaydım.


Çalışma hayatı başlarda ikinci bir aile yaşamı gibi oluyor. Günün önemli bir bölümü işte ve çalışma arkadaşlarınla zaman geçiriyorsun. O noktada işte, girdiğin bu yeni çatı altında, büyürken ailenle ilişkinde yaşadığın çözüm sağlanmayan ne sorun varsa bu alanda deneyimlemeye başlıyorsun.


Dedim ya çok benzer yanları var yapısal olarak aileyle çalışma ortamının. Otoriteyle sorunun mu var, otoriter yöneticilere, çalışma arkadaşlarına denk geliyorsun, güven sorunun mu var, şüphe duyacağın, güvenini sarsacak deneyimler yaşıyorsun, değersizlik sorunun mu var seni değersiz hissettirecek konu ya da insanlarla yaşadığın deneyimlerin içinde buluyorsun kendini.


Çalışma hayatında işi insanla olanlar bilirler, anlayamazsanız konuya çözüm de bulmazsanız. Tabi çalışanların her birinin her sorununun çözülmesi değil kastettiğim. Anlamaya dair, sağduyuyla yaklaşmaya dair bir bakış açısı geliştirilmesi gerektiğinden bahsediyorum. Birbirleriyle iyi iletişim kuran, uyumlu ve mutlu çalıştıkların işteki performansı ve verimliliği de yüksek oluyor. Şirketler ve yöneticilerin, çalışanların bireysel gelişimlerine yaptıkları yatırımların karşılığını hem iş hayatında hem de toplumsal hayattaki iyileşmelerle görüyoruz. Satış, pazarlama, karlılık, marka değeri yaratma gibi hedeflerinin yanı sıra insan kaynağının desteklenmesi ve geliştirilmesine dair ilham verici örneklerin artması dileğiyle…

52 views0 comments