• Sibel Keyvan

Çalışma hayatında ‘Altın Yakalılar’ dönemi


Çalışma hayatının başlangıcında, kariyerine yön vermek isteyen gençlerle konuşuyorum bir süredir. O kadar çok gencin kariyerine dair profesyonelce bir yaklaşıma ve deneyim paylaşımına ihtiyacı var ki. Yetenek ve yetkinliklerine göre hangi iş alanlarında mutlu olabilecekleri konularında sohbetler ediyoruz.


Onlar “altın yakalılar”, biz “beyaz yakalılar”dan farklılar. İş dünyasının geleceği de onlar. Beyaz yakalıların, diyebilirim ki son 10 yıldır, X kuşağının Y ve hatta Z kuşaklarıyla nasıl anlaşacağı, onları nasıl yöneteceği, farkları ve farklılıkları, sanki kusurmuş gibi, yapılan analizlerle anlatıldı, yazıldı, çizildi…


Kuşaktan bağımsız, beyaz yakalılar olarak daha uzun süreler iş dünyasının kendi kontrolümüzde olacağını, yönlendirebileceğimizi sandık. Pandemi olmasaydı belki yapılan öngörüler ve planlar tutardı ama olmadı. İşaretlerini gördüğümüz ve uzak dediğimiz geleceği son bir yıldır içinde bizzat yaşayarak deneyimliyoruz, hızlandırılmış biçimde her şeyi sindirmeye çalışıyoruz.


Geçmişte yapılan gelecek senaryolarının biraz eksik kaldığını düşünüyorum. Yeni kuşağın çalışma hayatına dâhil olma zamanı ve senaryoları hesaplandı da onların doğuştan ergen oldukları, 4-5 yaşlarında bile kendi ihtiyaçlarını net ifade eden, alışveriş kararlarını ve seçimlerini bizzat kendileri veren bireyler olacağı pek hesaplanamadı. Bu senaryolarda o çocuklar büyüyecek, yetişkin olacak yani 15- 20 yıl sonrasında aktif hayatın içinde olacaklardı. Potansiyel tüketici olarak geleceğe koyduk onları, oysa onlar doğdukları an itibarıyla mevcut tüketiciydiler bunu kestiremedik. Hatta şimdi üretime yön verir durumdalar.



İki yıl önce Avrupa’da iklim krizi gösterilerindeki çocukları gördük. Bırakın alışveriş ya da gündelik hayattaki seçimlerini, onların kuşaklar üstü bir dünya, canlılar, doğa, doğal kaynaklar duyarlılıkları var, bir şeyleri savunmak değiştirmek için kimsenin etkisinden kalmadan bağımsız kararlar alıp uyguluyorlar. Y kuşağına uygulanan eğitim sistemi, reklam propaganda ve algı yönetimi metotları sizce onlarda geçerli olur mu? Olmadı olmayacak da. Çünkü onlar kendi iç seslerini dinliyorlar, samimi olarak onun peşinden gidecek cesaretleri var, soruyorlar, sorguluyorlar ve teknolojiyi de aynı duyarlılıktaki diğerleriyle bir araya gelmek üzere etkin kullanıyorlar. Yani yalnız da değiller. Bizlerden en temel farklarını eyleme geçme cesaretlerinde görüyorum. Sadece konuşup, tartışıp ortada bırakmıyorlar sorunu, yapılacak bir şey varsa benzer fikirdekileri bulup harekete geçebiliyorlar.


Ve o çocuklar bizim, çok değil birkaç yıl sonra iş arkadaşımız, hizmet aldığımız verdiğimiz bir şirketin girişimcisi ya da tüketicileri. Onlar teknolojiyle büyüdüler. Ve şimdi sistemin onların bu özgün bakış açısına ve çözümlerine ihtiyacı var. Çünkü bazı bildiklerimiz artık işe yaramıyor.


Kim bu altın yakalılar derseniz; iyi eğitim görmüş, yüksek vasıflı, teknolojiyi çok iyi kullanabilen üst düzey beyaz yakalılar diyebiliriz. Görüşmelerde çokça duyduğum bir şey var bir tek alanla yetinmiyorlar; “çift ana dal yaptım, ilgim olan şu dalda master yaptım, Erasmus’la şurada bulundum, eğitim yeterli değildi şu sertifika programına katıldım, üçüncü bir dil öğrendim, işimde gerekliydi kendim araştırarak şu teknolojik gelişmeyi öğrendim şimdi işimi kendim yapabiliyorum gibi” çok şey duyuyorum. En önemli ortak özellikleri mevcut olan yüksek teknoloji ürünü iletişim olanaklarını, bilgisayarları ve teknolojiyle çalışan her türlü aracı iyi kullanabilmeleri. Onlar için teknolojinin üst düzeyde kullanıldığı her iş alanı ideal. Genellikle de taşıdıkları özellikler sebebiyle de ekip çalışmasından daha çok bireysel ve özerk çalışma şekillerine uygunluk gösterdiklerini gözlemliyorum. Altın yakalılar yöneticilik vasıflarından ziyade, bilgiyi üretme ve kullanmadaki yetkinlikleri, problem çözmedeki kabiliyetleri, yaratıcılıkları ve zekalarıyla çalışma hayatında öne çıkıyorlar. Tabi şimdilik…


Gözlemlediğim kadarıyla zayıf oldukları ve geliştirmeleri gereken çok önemli bir nokta var; çabuk pes ediyorlar ve ilgileri yoksa sıkılıyorlar, “Olmamış bu yaptığın yeniden çalışır mısın?” dendiğinde işten ayrılma kararı alacak derecede eleştiriyi kabul edemiyorlar. Hayır demeden her istedikleri yapılarak büyüttüğümüz, sıkıldıklarında ellerine tabletler, telefonlar verdiğimiz bizim çocuklarımız onlar.


Ebeveyn olarak onları çok sevdiğimiz için hoşgörülü olabilirken, iş dünyasında bu çocuklara o kadar da anlayışlı olabiliyor muyuz diye sorsam, ne dersiniz?

Burada kilit nokta sevmekten geçiyor. Severseniz, iletişim kuracak bir yol yöntem bulunuyor. Emek istiyor bu belki ama öyle. Diyelim çalışma hayatında onlardan saygı bekliyorsunuz o kadar gerçek ve samimiler ki önce neden saygı duymaları gerektiğini sorguluyorlar. Doğru ya siz yönetici olarak saygı duyulacak ondan fazla neler biliyorsunuz, neler yaptınız? Tüm samimiyetinizle, doğru iletişim kurarak bu saygıyı bizzat sizin inşa etmeniz gerekiyor. İnandıkları noktadan sonra saygı ve güven duyuyorlar. Size bir şeyler sorar danışır hale geliyorlar.


Sıkça gözlemliyorum kendilerini net ifade ediyorlar, aslında ne istediklerini de büyük oranda biliyorlar, yani daha önceki yazılarımdan hatırlayacaksınız, ne istediklerini bildikleri için kolay mutlu edilebilirler!

Bundan çok değil 5 yıl önce düzenli maaşı olan, özlük hakları korunan, sağlık sigortası gibi yan hakları olan, 09.00-18.00 gibi görünen ama esasında esnek çalışma sistemini benimsemiş, kariyer yapmaya yardımcı olabilecek itibarlı şirketler tercih edilirken, bugün iş yeri seçiminde ihtiyaçlar da farklı beklentiler de çok değişti. Belki artık gelişmiş refah düzeyi yüksek ülkelerde olduğu gibi birkaç farklı iş yapıyor olacağız. Hem de kendimize vakit ayırarak.

Konuştuğum gençlerin neredeyse hepsinin iki ya da üç farklı ilgi alanı, yapmayı sevdiği, beslendikleri uğraşları var. Gözleri ışıl ışıl heyecan dolu, nasıl o işi yaptıklarını, nasıl keyif aldıklarını anlatıyorlar. Öylesine derinlemesine araştırmışlar öyle hakimler ki konularına uzmanlık alanları olmamasına rağmen, uzmanı şaşırtacak bilgiye sahipler. Çünkü ilgi duyuyorlar, seviyorlar, heyecanlandırıyor o alanda olmak, yaptıklarıyla gurur duyuyorlar. Görüştüklerimin kimi el becerisiyle inanılmaz tasarım dekorasyon ürünleri üretiyor, kimisi takı tasarlıyor, kimi pilates yogayı sevdiği için eğitmenlik sertifikası almış, kimi evde butik pastalar yapıyor. Para da kazanıyorlar, hobinin ötesine geçmiş uğraşlar bunlar.


Bizler eğitimde ve çalışma hayatında onları sınırlıyor, sadece aldıkları eğitimle değerlendiriyoruz. Onlar da anlaşılmadıklarını düşündüklerinden, mutsuzlar.


Bizim onlardan onların da bizden öğreneceği çok şey var.

  • Bunu kabul edip aramızdaki ilişkiyi iyi bir alışveriş iletişimine dönüştürebilir miyiz?

  • Kendi yapamadıklarımızı kabul edip onlardan yardım almayı kabul edebilir miyiz?

  • Deneyimlerimizi onlarla beklentisizce paylaşıp, ışık tutup, yarının çalışma dünyasına bir katkı da biz sunabilir miyiz?

  • Çalışma hayatına şimdi şefkatli, anlayışlı, hoşgörülü liderler yön veriyor. Siz ne tip bir yöneticisiniz? Ya da nasıl bir lider?