• Sibel Keyvan

Eyvah! Çalışma hayatına duygular karıştı! Bu dönemin kazananı “Şefkatli Liderler” olacak.


İş dünyası ya da çalışma hayatı, çalışanların var ettiği bir alandır. Çalışanların yapısındaki değişiklikler de bu ortamın temel çalışma prensiplerini derinden etkileyecek güce sahip.


Şu anda pandeminin de etkisiyle pek çok işyeri, çalışanlarının ihtiyacına göre büyük değişim, dönüşüm gerçekleştirmek zorunda kaldı. Şirket sahipleri ve yöneticiler de ancak kendini güvende ve mutlu hisseden, motivasyonu yüksek çalışanlarla iyi işler yapabileceklerini fark etti.


Ne çalışanların ne de yöneticilerin işi kolay değil. Her şeyden bağımsız, iletişimde bizi birbirimize bir adım daha yaklaştıracak önemli iki nokta var, saygı görmek ve anlaşılmak.


Kısa bir süre önce bir blog yazımda yeni dönem çalışma ortamından Altın Yakalılardan bahsetmiştim; iyi eğitim görmüş, yüksek vasıflı, teknolojiyi çok iyi kullanabilen üst düzey beyaz yakalılar… Altın Yakalılar derken sadece kariyerinin başındaki gençlerden bahsetmiyorum, bu noktaya dikkat çekmek isterim; yıllarca zihniyle, zekasıyla, altın değerindeki deneyimleriyle beyaz yakalı olarak çalışmış, şimdi teknolojinin ve dönemin gerektirdiği becerileri kazanıp yoluna devam eden yetenekli, cesaretli, güçlü çalışanlar da bu grupta yer alıyor.


Kariyerinin başındaki Altın Yakalılarla yaptığımız görüşmelerden edindiğim izlenimleri paylaşmıştım; bu yazımda bahsetmek istediğim özellikleri; kendilerini net ifade edebiliyor olmaları. Aslında ne istediklerini büyük oranda biliyorlar. Bu da demek ki kolay mutlu edilebilirler! Bu çalışma hayatı için büyük avantaj!


Anlaşılmak istiyoruz diyorlar, fikirlerini özgürce konuşmak istiyorlar ve saygı gösterilmesini istiyorlar. Bu isteklerin hepsi sağlıklı bir iletişim için çok gerekli. Ancak bir konu var ki üzerinde çok çalışmaları, geliştirmeleri gerekiyor; dinlemiyorlar, dinleyemiyorlar… Hele ilgileri yoksa hiç odaklanamıyorlar ve kendi özgürlüklerine o kadar düşkünler ki, saygı beklerken saygı göstermeyi atlıyorlar. Konuşmaya “ben zaten biliyorum” diyerek başlıyorlar. İletişime böyle başlayınca da haklıyken haksız oluyorlar, anlatacakları harika fikri daha açıklayamadan olumsuz bir tepkiyle karşılaşıyorlar.


Uzun yıllardır hem yöneticilik yapıyorum hem de iletişim konusunda üst düzey yöneticilere danışmanlık. 90’lı yıllardan itibaren önce iki farklı yöneticilik anlayışını birlikte yaşadık. Önce “otoriter-koruyucu- ‘baba’ figürü yöneticiler” dönemi, ardından da ‘arkadaş yöneticiler’ dönemi.


Otoriter-koruyucu ‘baba’ figürü yöneticiler

Çalışma hayatımın başlangıcında deneyimlediğim yöneticilik anlayışı buydu. Otoriter, baba figürüne benzeyen, seven ama sevdiğini göstermeyen, şımarmasın ve daha iyiyi yapsın diye çalışanlarına başarılardan çok eksikleri söyleyen, sert mizaçlı, takım elbiseli yöneticiler dönemi. İş iyi olduysa biz yaptık, olmadıysa ekip arkadaşlarım yapmış diyen, kendini sadece başarıyla özdeşleştiren yöneticiler.

Burada “baba” kelimesini otoriteyi temsil etmesi anlamında kullandım, kadın erkek her iki cinsiyetten de bu modeli benimsemiş yöneticiye rastlamak mümkün. İçinde bulunduğumuz dönemi göz önüne alarak bir değerlendirme yaparsak en büyük eksiklikleri, insani duyguları zayıflık olarak algılamaları ve empatiden eksik olmalarıydı diyebilirim.


Ardından gelen ‘arkadaş’ yöneticiler dönemi

Onlarla iletişim öncekilere göre kolaydı, daha batılı anlayışta, takım elbiselerin altına spor ayakkabı giyen, kravat yerine t-shirt- ceket kombinasyonu tercih eden, iletişimde kendisine “sen” diye hitap edilmesini isteyen hiyerarşiyi pek de önemsemeyen (ya da öyleymiş gibi gösteren), yapılan işe bakan yöneticiler. Başarı artacaksa, motivasyon böyle sağlanacaksa, inanmasalar da arkadaşmış gibi davranan yöneticilerdi bunlar. Bir önceki döneme göre daha genç yaştaydılar. Free fridayler, happy hourlar, iç iletişim etkinlikleri, motivasyon konuşmaları bu dönem yöneticileriyle geldi. Çalışanlardan katılımcı olmaları isteniyordu, fikirleri alınıyordu ama gerçekçi olursak, karar alınırken bu fikirler pek de göz önünde bulunduruluyordu diyemem. En büyük eksiklikleri, samimi olmamalarıydı, daha çok -mış gibi yapma hali vardı.


Şimdiyse ‘şefkatli’ yöneticiler- liderler dönemi yaşıyoruz.

Gerçek bireyler, -mış gibi yapmayan, samimiyetini olduğu gibi şeffafça ortaya koyan, bilmediğini kolayca ifade eden, öğrenmeye açık, gönülden anlamaya niyetli, empati yeteneği gelişmiş, iyi bir dinleyici olan, çalışanlarının farklılıklarını kusur kabul etmeden şans olarak gören, yetenek ve yetkinliklerine uygun alanlara konumlandırabilen, esnek ve çoklu bakış açısına sahip yöneticiler- liderler…

Şefkatli yöneticilerin lider olduklarını gösteren en temel özellikleri ise, toplumsal ve sosyal sorumluluk bilincine sahip olmaları. Bu yöneticiler kişisel olarak hassas oldukları fayda yaratacak sosyal sorumluluk projelerinde yer alarak hem çalışma arkadaşlarına hem de iş dünyasına yol gösteriyorlar, “iyi”nin artması için liderlik ediyorlar.


Yapılacak işin alanına göre uzmanlıklar değişir, alınacak temel eğitimler de. Kitaplarda onlarca lider ve yönetici yaklaşımı bulabilirsiniz. Hâlâ eski yöneticilik anlayışlarında ısrar eden yöneticiler de var, hepsi kabul edilebilir ama sürdürülebilir olur mu onu bilemem. Siz seçin nasıl bir yönetici olacaksınız ya da nasıl bir lider?

Mevcut dönemin etkilerini, kısıtlamalarını, zorunluluklarını, “Altın Yakalılar” gerçeğiyle birleştirince; ister yönetici olun ister çalışan, işte yeni dönem çalışma hayatında bundan sonra adını çokça duyacağımız kavramlar ve sürdürülebilir değerler.

  • Kendinizi iyi tanıyın, analiz edin, “yönetmek” kendini yönetmekle başlıyor. Düşüncelerini yönetmek, duygularını yaşamaya izin vermek, zayıf ve güçlü yanlarını bilmek ve değiştirebileceklerini geliştirmek, değişmeyecek yanları da kabul etmek yani kendisiyle barışık ve kendinden razı olmak.

  • Samimiyet her alanda olduğu gibi çalışma alanında da en güçlü yanınız olsun. Unutmayın sadece samimiyetle inandığınız şeyde, samimiyetle bir inanç yaratabilirsiniz.

  • Gerçek olun, kimseniz öyle konuşun, öyle davranın, onu yaşayın. Mevlana’nın şu sözü çok güzel anlatıyor; “ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün”.

  • Kendi öz değerinizi inşa edin; öz güven, öz sevgi, öz saygı.

  • Şefkatli, anlayışlı, hoşgörülü olun, empati yeteneğinizi geliştirin.

  • İyi bir dinleyici olun. Dikkatli dinlerseniz gereksiz konuşmalar azalır, saygı gösterirseniz saygı görürsünüz, sizin de söylediğiniz dinlenir.

  • İş yeri, aile ortamı gibi, birlikte olacağımız insanları seçemiyoruz. İyi iletişim için çalışma arkadaşlarınızın iyi yanlarına odaklanın.

  • Açık iletişim kurun, imalardan kaçının. Kelimeleri her zaman özenle seçin. Size nasıl davranılmasını istiyorsanız siz de başkalarına öyle davranın.

  • Her zaman değişime, gelişmelere, farklılıklara açık olun.

  • Yaratıcılığı geliştirecek, pes etmeden, hata yapmaktan korkmadan deneme pratiği sağlayan bir hobiniz, ilgi alanınız olsun ve düzenli yapın.

  • Mutlaka bir sosyal sorumluluk projesinin parçası olun. Hassas olduğunuz konuda ihtiyacı olanlara yardım edin, bu almadan verme becerisi geliştirir, ilişkilerdeki hesaplılık halini dengeler, ortak bir amaç ekseninde başkalarıyla yan yana olabilme pratiği sağlar. Toplumsal faydaya katkıda bulunmak, kendiniz dahil tüm ilişkilerinizdeki suçluluk duygusunun iyileştirmenize katkı sağlar.

  • Kanaatkar mısınız? Yüksek beklentili mi? Ne istediğinizi biliyor musunuz? Kararsız olduğunuz konuları netleştirin. Bu mutluluğu doğrudan etkileyen bir konu. Analiz için iki hafta önce yazdığım “Ne istediğinizi biliyor musunuz?” blog yazısına bakabilirsiniz.

  • Mükemmelliyetçiyseniz doğayı izleyin, muazzam düzenini, diğer canlıları gözlemleyin kendinizi olduğunuz halinizle kabullenmenize yardımcı olur.

  • Güçlü bir sosyal sermaye yaratın, beklentisizce kurulmuş, sağlıklı ve güçlü ilişkileriniz, dostluklarınız olsun.

  • Ertelemeyin. Erteliyorsanız sebebini bulun ve o alanı iyileştirin.

  • Hayat amacınızı bulun ve yaptığınız her şeyin bu amacın izlerini taşımasına gayret edin.

:)

103 views0 comments