• Sibel Keyvan

Benim bir hayalim vardı! Caddebostan Plajı’ndan Kanada’ya uzanan bir yol ve yolculuğun hikâyesi…


Başlık yanıltmasın bu bir seyahat yazısı değil, kendine yolculuğun hikâyesi…


Hani bir gün bir hayal kur, deseler… Neyi hayal edersiniz?


Bir arkadaşım "Hayal et" dedi bir gün, yani hiçbir sınırın yok, neyi hayal edersin? Cevap veremedim, bir süre düşünemedim bile, öyle donup kaldım.


Hayal etmeyi ne zaman ve nerede bıraktığımı anımsayamıyorum ama baktığım yerde pek bir hayal falan da kalmamıştı. Oysa ne hayaller kurardım çocukken, beğenmezdim, hayalin yarısında senaryoyu yeniden yeniden kurgulardım. Hayal benim değil mi, yaratıcısı da benim, canım neyi, nasıl isterse içine koyabileceğim kocaman bir hayal dünyam vardı benim… Öyle de büyük hayallerim. Bir yerde öyle kaybetmişim ki kendimi, şimdi baktığım yerde değildi hayallerim ya da unutup bakmadığım için solup gitmişti hepsi!


Uzun süre düşündüm mutlu değildim, içinde yer almaktan mutlu olmadığım bir sistemin içinde kaybolup gitmiştim, belki de yıllar önce. Hayal bile kuramıyorsun dedim kendime, nerede kaldı umut etmek.


Hayatımı değiştiren pek çok keskin dönemeçten geçmiştim ama bu farklı olacaktı hissediyordum. Bu olaydan tam bir yıl sonra 2017 yılının Temmuz ayında kurumsal çalışma hayatından ayrıldım. Hayatım boyunca en iyi yaptığım şey belki de çalışmak, bir şeyler üretmekti. Haz alırım ben çalışmaktan, üretirken çok tutkuluyumdur. Hele ilgilendiğim konularda yeni bir şey öğrenirken başım döner, öyle bir mutluluk, ayaklarım yerden kesilir uçuyor gibi. Bunu artık içinde bulunduğum sistemde hissedemiyordum. Ben dediğim benden o kadar uzaktaydım ki.


İşten ayrıldıktan sonra herkes ne yapacaksın diye sordu, bir planın var mı? Size tavsiyem kimseye böyle sorular sormayın… Bırakın, izin verin herkes kendi yanıtını kendi bulsun. Yardım isterse, elinizden de gelirse yardım edersiniz, yoksa ne işinize yarayacak vereceği yanıt. Olsa olsa bir gün benim de başıma gelirse diye kendi kaygı ve korkularınızın sözcüsü olmaktan başka.


Etrafımdakilerin benimle ilgili bir fikirleri vardı, benim yoktu. İşten öteydi benim konum biliyordum, ben nerede kaybettiğimi bilmediğim kendimi arıyordum. Aramaktan yoruluncaya kadar her yere baktım.

Yıllardır spor yaparım sahilde ama amaçsızca hiç gidip kumlarda oturmuşluğum olmamıştı. O gün oturdum sordum kendime, belki de hayatımda ilk kez, ne istersin diye! Hiç ses duyamadım önce. Mantıklı gelen birkaç soru vardı aklımda onları sıraladım; hep istediğin şu şirkette, şu pozisyona gel bugün başla deseler ister misin? Ya peki istediğin şu işi kurmak? Ya da şu kadar maaş? Sordum da sordum… Sonunda yanıt geldi, hayır! İstemiyorum hem de hiçbirini!


Peki dedim nedir istediğin? Durmak, sadece biraz durmak, başka hiçbir şey yapmak istemiyorum dedi iç sesim. Oh rahatladım! Aradığım cevabı duydum. Aynı anda endişe kapladı içimi, bir şey yapmadan nasıl durulur? Ne kadar süre duracağım peki? Durduğum süre ya bir şeyleri kaçırırsam? Başlamak istediğimde ya yeniden başlayamazsam? Bir daha hiç çalışmak istemezsem?!!!


Aradığım yanıtlar ne başka bir yerde, ne başka birindeydi. Zaman aldı ne istediğimi bulmak çok da emek harcadım. Kalbimin ne dediğini duyabilmek için her gün bu soruları da yanıma alıp sahile gitmeye devam ettim. Korkularıma, endişelerime, kaygılarıma rağmen tekrar tekrar baktım içime, yılmadan yorulmadan asıl cesaret de bu bence, kendine yargısızca bakabilmek, hiç vazgeçmeden.


Bıkmadan sordum, "Ne istersin?" diye. Doğa müthiş bir iyileştirici, şifa kaynağı! Denizin, gökyüzünün, ağaçların, kuşların kusursuzluğunda, yaratımın görkemli muhteşemliğini saatlerce izlediğim bir anda yanıt geldi. İstediğim şey, hayatın koşuşturmacasında soldurduğum, küstürdüğüm, unuttuğum bir hayalimdi!


Yurtdışında yaşamak istiyordum! Çocukluğumun en büyük hayali buydu. İngilizce öğrenip, tek başına dünyanın öbür ucuna kadar gidip, farklı kültürdeki insanlar birlikte yaşamayı, görmediğim yerleri görmeyi, gezmeyi, onların geleneksel yemeklerini içkilerini tatmayı, geleneklerini öğrenmeyi, orada aşık olmayı hayal etmek çok heyecanlandırırdı beni.


Aradığın anlamsız bir şey olduğunda bile “bulma” eyleminin getirdiği haz tarifsizdir. Ki ben hayalimi bulmuştum. Artık siz hesaplayın neler hissettiğimi…


En yakın arkadaşlarımla konuştum hemen bu hayali, ben en azından bir süreliğine gitmek istiyorum dedim, bugüne kadar omuzlarımda taşıdığım yükleri artık taşımak istemiyorum, dilimi geliştirmek, tek başıma dünyayı maddi gücüm yettiğince gezmek istiyorum dedim. Çok şanslıyım harika arkadaşlar biriktirmişim yıllar içinde hepsi destekledi bu hayali, hiç bekleme hemen yap dediler. Sanki başka türlü yaşamak mümkün değilmişçesine kendimi içine soktuğum sistemi yıkıyordum.


Hangi işte çalışıyorsun, unvanın ne, ne kadar para kazanıyorsun, nerede oturuyorsun, banka hesabın, yatırımların var mı? Araban ne model? Kaç yaşındasın? Sorularının sorulmadığı; güzel çirkin, zengin fakir, uzun kısa, zayıf kilolu gibi sıfatlara bakılmadığı gibi ayıp da sayıldığı bir yer! Hiç kimsenin ismin dışında başka hiçbir şeyinle ilgilenmediği bir ülkeye Kanada’da Vancouver’a gittim.


“İnsan mutlu olmak için yaşar,” başka ne için yaşar ki?!

Kanada gözlemlerimi yazmaya devam edeceğim ama orası “Sibel’in gözlüğü”nden nasıl derseniz şunu söyleyebilirim; dünya üzerindeki insanlara nerede, nelerle mutlu olursunuz denilse herhalde onlar Kanada’daki yaşamı tasarlarlardı. İnsanların barış, huzur, sevgi, mutluluk, güven adına ihtiyaçlarını karşılamak üzere yüksek toplumsal değerlerle inşa edilmiş bir düzen. İnsanlar bu sistemin parçası, her bir birey iliklerine kadar sahiplenip benimsemiş bu değerleri, birlikte yarattıkları inandıkları kültürü. Başka ülkelerden gelen onlarca insanla konuştum, hepsi ağız birliği yapmışçasına “Mutlu olmak için buraya geldik, çok da mutluyuz,” diyorlar ve ekliyorlar “insan mutlu olmak dışında ne için yaşar ki?!”


Hayata bakış açımı değiştirdi başlı başına yol ve yolculuk… Orada da doğayla baş başaydım. Yağmurun yağmadığı her an yürüdüm, spor yaptım, gezdim, yeni lezzetler denedim, dünyanın her yerinden muhteşem insanlarla tanıştım, bugün hâlâ konuştuğum, birbirimizi ziyaret ettiğimiz dünyanın dört bir yanından dostlarım, arkadaşlarım oldu.


İstanbul’a döndüğümde ben artık tanıdığım ben değildi.


Baktığınız yerlerdeki “çıkış yok” işaretlerine, burası “çıkmaz sokak” levhalarına takılmayın. Düşünün! çıkışı yok denen yol ya sizin yolunuz değilse? Çıkmaz sokakta mı kaldınız, inin arabadan, bırakın konforu, yaya devam edin yolun geri kalanına… Taze havayı soluyarak! Belki biraz geri gideceksiniz ama sonuçta yeni bir yol ve yolculuk başlayacak.


Hayatın keyfini çıkararak yaşamak harika hissettiriyor siz ne dersiniz?

182 views0 comments

Recent Posts

See All