• Sibel Keyvan

Özgünlüğümüz Devrim Yapıyor!

Updated: Feb 14


Bugünlerde konuştuğumuz pek çok konunun, bilimsel, akademik pek çok gerçeğin, içinde yaşadığımız sürecin bize en büyük hatırlatması olan “bilinmezlik” dersiyle yeniden tanımlanacağına inanıyorum. Kuvvetle muhtemel önümüzdeki beş yıl içinde bambaşka yeni kariyer terimlerinden, iş ortamından, çalışma koşullarından, ekonomik değerlerden, piyasa şartlarından vb. bahsediyor olacağız.


Tüm dünyada pandeminin hayatımıza ansızın yaptığı baskını, ilk şoku temel ihtiyaçlarımız dışında evlerimize kapanarak atlattık. Geçen süre hayatta kalma güdüsüyle zorunlu yalnızlığı ve içe dönmeyi beraberinde getirdi. Bu dönem belki de hiç olmadığımız kadar kendimizle oluyoruz. Şikayet ettiğimiz ama alıştığımız için vazgeçemediğimiz, vazgeçersek yerine ne koyacağını bilemediğimiz ilişkiler, arkadaşlıklar, iş hayatı, kariyer olgusu, bizi biz yaptığını düşündüğümüz unvanlarımız, kimliklerimiz, yarattığımızı sandığımız algılar, rahatsız konfor alanlarımız, inşa ettiğimize inandığımız tüm modern değerler yıkıldı yerle bir oldu.

Belki yaşadığımız “modern” denilen hayatın içinde ben kimim demeye hiç fırsatımız olmamıştı, belki bu soruyu sormayı aklımıza bile getirmemiştik: “Ben kimim? Beni ben yapan değerler neler? Sınırlarım nerede? Nasıl biriyim? Ne istiyorum? Yeteneklerim neler? Aldığım eğitimden, yaptığım işten memnun muyum, beni mutlu ediyor mu, bu işi yapmasam ne yapardım? Peki ya sosyal çevrem, arkadaşlarım, onları seviyor muyum, yoksa katlanıyor muyum? Sadece zarar görmemek, kendini korumak belki sadece yalnız kalmamak üzere ilişkiler kuruyor olabilir miyim? Güvende miyim? Kendimi seviyor muyum? Ekonomik baskılar, toplumsal baskılar, psikolojik öğrenilmiş davranış kalıplarım olmasaydı ne yapmak, nasıl biri olmak isterdim? Nerede yaşamak isterdim? Hiçbir kısıtım olmasa ben kim olurdum?” Bu sorular sonsuza kadar devam edebilir…


Ben hayatımda ilk kez 3-4 yıl kadar önce kurumsal çalışma hayatından ayrıldığımda bu soruları sorarken bulmuştum kendimi. Kendimle ilgili hiç düşünecek zamanım olmamıştı, durursam sanki bir daha hareket edemeyecekmişim gibi bir koşuşturmayla geçip giden 25 yıl! Alacağı cevaplardan da korkuyor belki insan ondan sormuyor da sorgulamıyor da.


Sorularım, hayata dair sorgulamalara dönüşünce hareket etmek kaçınılmaz oldu. Benim hikayemde bu hareket beni dünyanın öbür ucuna Kanada’ya kadar götürdü (yaşamımın dönüm noktalarından olan bu yurtdışı yaşam deneyimini ayrıca yazacağım). Benim dönüşümüm bunlardan çok önce başlamıştı. Ve evet kendimi hiç olmadığım kadar yalnız hissetmiştim. Bahsetmek istediğim bu soru ve sorgulamaları tüm insanlık olarak yaşıyoruz. Bütün insanlar benzer haller içinde, o sebeple birbirimizi daha çok anlayabiliyoruz, birbirimizin süreçlerinden, hikayelerinden güç alıyoruz, birbirimize daha anlayışlı, hoşgörülü olabiliyoruz, çünkü herkes kendi hayatında bazı zorluklar yaşıyor. Belki ilk kez bir bütünün parçası gibi hissediyoruz, biliyoruz ki birimiz iyi olmazsak hiçbirimiz olmayacağız.


Bu süreç beni kendi fikir ve görüşlerimi yaptığım her çalışmada daha çok ortaya koymam gerektiğine dair bir inanca getirdi. Bu yazdıklarımı paylaşma gücünü veren de birebir yaşanmış ve deneyimlenmiş olmaları.


İşte bu dönem bizi kendimizle buluşturup, derinlerimize inmeye, orada atılması, bırakılması, silinmesi, temizlenmesi gereken ne varsa elden geçirmeye, bakmaya zorluyor. Şimdi dışarıya verdiğimiz ilgi alakadan daha çok kendimizle ilgilenmemiz gerekiyor, çünkü başka bir seçeneğimiz kalmadı, eski hayatlarımız geçti bitti, gelecek ne getirecek bilmiyoruz. Şimdi ise bizi kendimize getiren. "Kendimi nasıl iyi hissedebilirim, nasıl mutlu olabilirim, ne yaparsam ferahlarım, rahatlarım?" diye sorarken buluyoruz kendimizi. Bazen bir iç geçirip, derin bir nefes alarak o andayız.

Doğduğumuz an itibarıyla aileden başlayıp modern dünyanın dayatmalarıyla devam eden “farklılıklarımızı kusur gösteren, sıradanlaşmaya zorlayan” terbiye ve eğitim şekilleriyle farkında bile olmadan kaybettiğimiz o biricikliğimiz, özgünlüğümüz, özgürlüğümüz bizi biz yapan değerler; istenmemek, sevilmemek, beğenilmemek, dışlanmak gibi korku, endişeleri hiçe sayarak sakladıkları yerden çıkıyor.


Özgünlüğümüz devrim yapıyor! Kendi içimizde keşfe doğru itiyor. Şartlar ne olursa olsun kendini ortaya çıkarmaya hazırlanan, başka türlü de mutlu olmayacak gibi bir “ben” halini yaşıyoruz.


Özgünlüğüm devrime başladığında ben ne mi yaptım? Engel olmayı bırakıp bir parçası oldum, oluyorum… Kimin ne dediğine bakmadan, kendi gerçekliğimi yaşamanın bu kadar tatmin edici, huzur ve keyif verici olacağını tahmin edemezdim. Kendinin en iyi arkadaşı olabilmek, kendinle sağlıklı iletişim kurabilmek hem anahtar hem kapı oldu.


İnsan hayatı kendinden ve içinde bulunulan koşullardan bağımsız değil, iş yaşamını da bu gerçekliklerden yalıtmak mümkün değil. Dünya pandemiden sonra nasıl olacak sorusundan öte, biz bu süreçten sonra “kim” olacağız?! Bilinmezlik işte asıl burada.

324 views0 comments

Recent Posts

See All